Doğsun Ama Yaşamasın: Peygamberin Anlayışı Üzerine Düşünceler

Hz. Peygamber’in doğumu ve hayat tarzı üzerine sorgulamalar. ‘Doğsun ama yaşamasın’ anlayışının eleştirisi.

Hz. Peygamber’in doğumunu kutlamak, ancak bir sonraki hatırlamayı gelecek yıla bırakmak, O’nun hayat tarzını bireysel ve toplumsal hayattan uzak tutmak anlamına gelmiyor mu? Her yıl yeniden doğan ama asla büyümeyen bir peygamber anlayışı makul müdür?

ARŞİVDEN…

Doğsun Ama Yaşamasın

Sahabi, Resulullah (s.a.v)’in doğuşunu sadece bir ilahi fiil olarak mı değerlendiriyor? Yoksa günümüzdeki müminler, Resulullah (s.a.v)’i doğup yaşamış ve vefat etmiş bir insan olarak mı tanımlıyor? Resulullah (s.a.v)’ın gerçek tanımının yapılmadan tanıtılması, günümüz müminleri ile Asrı Saadet müminleri arasındaki peygamber algısını farklılaştıracaktır. Bu bağlamda, Resulullah (s.a.v)’e inanmak ile iman etmenin farklı kavramlar olduğu anlaşılacaktır. Tarihsel olarak Hz. Muhammed (s.a.v)’in yaşamamış olduğunu söyleyen bir kişi var mıdır? Hem İslami hem de gayri İslami tüm tarih kaynakları, Muhammed İbni Abdullah (s.a.v) adında bir insanın yaklaşık altmış üç yıl yaşadığını kaydeder. Bu, inkâr edilemez bir tarihi gerçektir. Bu, Hz. Muhammed (s.a.v)’in şahsına inanmaktır. İman etmek ise; Hz. Muhammed (s.a.v)’in Allahu Teala tarafından gönderilmiş bir resul olduğunu dil ve kalp ile tasdik etmektir. Böylece Resulullah (s.a.v)’in şahsına ve sıfatına iman etmiş oluruz. İnanma ve iman etme arasındaki bu fark, mutlak tanımların başlangıcını oluşturacaktır. Edebi zorlamalarla (haşa!) Resulullah (s.a.v)’in iyi bir insan olduğundan, kimsenin hakkını yemediğinden, etrafa gülücükler saçtığından bahsederek sözde peygamber tanımlamaları ortaya çıkmıştır. Resulullah (s.a.v)’in şahsından kimse rahatsız değildir. O dönemin müşrikleri bile O’na el-Emin diyerek şahsıyla ilgili kanaatlerini belirtmişlerdir. Ancak Resulullah (s.a.v)’in sıfatı gündeme geldiğinde, mümin-müşrik ayrımı başlayacak ve inananlarla iman edenler arasındaki fark ortaya çıkacaktır.

Son günlerde, öyle garip peygamber tariflerine tanık olduk ki; (haşa ve kella!) Noel Baba kimliğine büründürülmek istenen bir peygamber tasvirine benzer sahneler sergilendi. Sanki herkesle iyi geçinen, kimseyi kırmayan bir peygamber var! Bu gerçekten böyle midir? Neyi ispat etmeye çalışıyorlar? Hadi, Resulullah (s.a.v)’in iyi bir insan olduğunu ispatladınız, ancak sonrası ne olacak? İnsan peygamberi anlattınız, peki Bedir’in komutanı Hz. Muhammed (s.a.v)’i ne yapacaksınız? Taif’te kendisine zulmedenlere dua eden Resulullah’ı anlattınız, Hendek’te savaş meşakkatinden dolayı namazını kazaya bırakmak zorunda kalan ve bu ızdıraptan dolayı kafirlere beddua eden, ‘Ya Rabbi, onların evlerini ateşle doldur, evlerini başlarına yık!’ diyen peygamberi nasıl açıklayacaksınız? Yahudi ve münafıkların mahkemesinde, Yahudi lehine hükmeden Kadı Muhammed (s.a.v)’i kolayca anlatırken, hain Medine Yahudilerini kuşatıp, Yahudi erkeklerinin tümünün boynunu vurduran peygamberi nasıl tanımlayacaksınız? Ya da mümin kadının tesettürüne el uzatılmasını savaş sebebi sayan Devlet Reisi Peygamberi nasıl izah edeceksiniz? İslam’ın ilk emri ‘Oku’ gerekçesiyle olmadık şeylere fetva verenler, kimseyi kırmadan iyi bir insan olma bahanesiyle sözde peygamber varisi olanlar, acaba, kızını zifaf odasına perukla gönderip göndermeyeceğini soran bir anneye, ‘Peruk takan da, taktıran da mel’undur.’ diyerek kadının değil, dışarıda, kocasının yanında dahi perukla durmasına fetva vermeyen Müftü Muhammed (s.a.v)’i nasıl açıklayacaklar? Allahu Teala’nın hukuku karşısında, ‘Hırsızlık yapan kızım Fatıma da olsa elini keserim.’ diyen Resulullah (s.a.v) nasıl izah edilecek?

Resulullah (s.a.v)’i mutlak tanımlamasıyla anlatmayanlar, hem Resulullah (s.a.v)’e iftira atmış hem de kendisini dinleyen insanları kandırmışlardır. ‘Temizlik imandandır.’ diyen Muhammed (s.a.v)’i, temizlik sağlamak için, çimleri çiğnetmemek için kullananlar bilsin ki, Resulullah (s.a.v) sadece belediyecilik için gelmemiştir. Yetimin başını okşayan Hz. Muhammed (s.a.v), yetimin hakkını yiyenin de başını almıştır.

İşte; Peygamberi şahsı ve sıfatıyla tanımlayabilen iman sahibi ile Peygamberi eksik tanımlayan, sadece şahsıyla ilgilenen günümüz müminleri arasındaki fark budur. Resulullah (s.a.v) doğmuş, yaşamış ve vefat etmiştir. Ancak sıfatı kıyamete kadar devam edecektir. Resulullah (s.a.v) yalnızca insanlarla iyi geçinmeyi öğretmek için değil, kafirlerle dost olmamayı öğretmek için de gönderilmiştir. Peygamberin şahsını anlatmaya ve dinlemeye halk coşkuyla katılmakta, ancak haydi peygamberin şahsını ve sıfatını yaşamaya diyelim, bakalım kimler bu davete iştirak edecektir. Kur’an ziyafetini dinlemek için salonlar doluyor. Binlerce Kur’an ayeti, güzel sesli hafızlardan dinleniyor. Kur’an’ın bir ayetinin ahkamını yaşamaya pratik hayata geçirmeye davet edince neden kimse kıpırdamıyor? Boyalı basında birkaç yıldır, Kur’an’ın mucizevi bir kitap olduğu anlatılıyor. Resulullah (s.a.v)’in gerçek bir Nebi olduğu ifade ediliyor. O halde haydi Kitabın ve Sünnetin ahkamından bahsedelim. Kur’an, yaratılış ile ilgili konularda tarihsel ve astronomik ya da tıbbi konularda yanılmayan bir kitap, mucizevi oluyor da, ‘Faiz, içki, kumar, domuz eti haramdır. Namazı kılın, zekatı verin, başınızı örtün, haksız yere cana kıymayın, ırkçılık yapmayın.’ deyince çağdışı ve anlaşılmaz bir kitap mı oluyor (haşa)? Temizlik, komşu hakları, yemekten önce ve sonra elleri yıkamaktan bahseden Muhammed (s.a.v) sorunsuz bir kimlik oluyor, misvakın tıbbi faydalarını yüzyıllar önce ifade ettiği için müthiş bir insan oluyor da, zina edene recm uygulayan Muhammed (s.a.v) neden sorun oluyor? Ehli kitaba ve müşriklere benzememek için bir takım ahkamlar ortaya koyan Muhammed (s.a.v) neden sorun teşkil ediyor? Bizler Resulullah (s.a.v)’in şahsından mı razıyız, sıfatından mı yoksa hem şahsından hem sıfatından mı? Ehli Tevhid olabilmenin yolu, Allahu Teala’ya imandan sonra Resulullah (s.a.v)’e her yönüyle iman etmektir. İman, amel, muamelat ve ukubat (ceza hukuku) hukuklarından müteşekkil mutlak İslam dini, kayıtsız ve şartsız, eksiltme ve çıkarılma yapılmaksızın kabul edilecek bir dindir. Resulullah (s.a.v) de bu hukuku tebliğ ve icra etmek için gönderilmiştir. Bu dört temel İslam hukukundan herhangi bir yönü Resulullah (s.a.v)’den ayrı görmek, peygamber tanımlamasını bozacaktır. Resulullah (s.a.v)’in gerçek takipçileri, önderlerini yalnızca gül koktuğu için değil, aynı zamanda dikenli yollarda gül ahkamıyla nasıl yürüneceğini öğrettiği için, Nemrud’a karşı kıyam edip Hz. İbrahim (a.s) gibi olmadan ateşin gül bahçesine dönüşemeyeceğini öğrettiği için takip ederler. Maymunlaştırılmış İsrail oğulları gibi taklidi değil, tahkiki iman ile tabi olurlar. İman ehli, kanun koyucu ve terbiye edici olarak Allahu Teala’dan dünya ve ahiret hukukunu düzenleyen İslam hukukundan, önder ve örnek şahsiyet olarak Hz. Muhammed (s.a.v)’den razı olanlardır. Kitabın ve peygamberin bir kısmını kabul edip bir kısmını reddetmek, imansızlığın ilanıdır. Doğumundan hoşnut olunan ancak yaşamasından hoşnut olunmayan bir peygamberden bahsetmek; Emin Muhammed (s.a.v)’den razı olup, Emir Muhammed (s.a.v)’e düşman olmaktır.

Yoksa siz Kitabın bir kısmına inanıp, bir kısmını inkar mı ediyorsunuz? Artık sizden bunu yapanın cezası, dünya hayatında rezil olmaktan başka bir şey değildir. Kıyamet gününde ise onlar azabın en şiddetlisine uğratılırlar. Çünkü Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir. (Bakara 85)

Peygamber size neyi verdiyse onu alın, neyide size yasak ettiyse ondan vazgeçin. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz, Allah’ın azabı çetindir. (Haşr 7)

İbrahim Küçük /ARŞİV

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu