İran’ın Tel Aviv’deki İstihbarat Ağı Büyüyor
İran, işgal altındaki Filistin topraklarında geniş bir istihbarat ağı kurarak Tel Aviv için yeni bir kriz yaratıyor.
Siyonist Yediot Aharonot gazetesi, İran’ın işgal altındaki Filistin topraklarında geniş ve çok katmanlı bir istihbarat ağı kurduğunu öne sürdü. Gazete, bu ağın yalnızca bilgi toplamakla kalmayıp, aynı zamanda sabotaj ve hedefli eylemlere yöneldiğini yazdı.
Gilad Cohen imzasıyla yayımlanan raporda, İran’ın bu bölgede geliştirdiği istihbarat ve etki ağının kapsamı ele alındı. Rapora göre, bu ağın faaliyetleri, psikolojik savaş, bilgi toplama ve askeri tesisler hakkında istihbarat edinmenin ötesine geçerek, zamanla sabotaj eylemlerine ve belirli hedeflere zarar verme girişimlerine dönüştü.
İran İslam Cumhuriyeti’nin bu konudaki bilgi paylaşımının genellikle sınırlı olduğu belirtilirken, son iki yıl içinde işgal altındaki topraklarda İran ile bağlantılı geniş bir istihbarat ve işbirlikçi ağı oluştuğu iddia ediliyor. Bu ağın, Siyonist toplumun farklı kesimlerinden bireyleri kapsadığı vurgulanıyor.
Cohen, raporunda “phishing” (oltalama) kavramını kullanarak, İran’ın hedefleriyle önce sıradan bir temas kurduğunu ve ardından bu kişileri daha büyük görevler için hazırladığını belirtiyor. Ancak, İran’ın kullandığı yöntemlerin klasik oltalama modellerinden farklı olduğunu ifade ediyor. Geleneksel yöntem daha dar bir hedefe odaklanırken, İran’ın yaklaşımının daha geniş bir kitleye hitap ettiğini savunuyor.
Bu modelde, çok sayıda kişi arasından işbirliğine yatkın olanlar seçilerek süreç derinleştiriliyor. Cohen, bu yaklaşımın belki daha az hassas olduğunu ancak istihbarat ağının hızla büyümesine olanak tanıdığını ve ilk aşamada nicel büyümeye öncelik verildiğini ifade ediyor.
Rapora göre, bu durum Siyonist rejim açısından ciddi bir güvenlik riski oluşturuyor. Özellikle içerdeki protestolar ve siyasi krizlerle boğuşan Tel Aviv yönetimi için bu tür bir ağın varlığı daha da zorlayıcı hale geliyor.
Cohen, basit eylemlerin bile önemli olduğunu belirterek, bu tür faaliyetlerin ajanların yeteneklerini ve güvenilirliklerini ölçmeye yönelik ilk testler olduğunu ifade ediyor. Şu ana kadar 60 kişinin gözaltına alındığı ve 35 ayrı iddianamenin hazırlandığı belirtiliyor. Ancak gerçek sayının çok daha fazla olduğu, bazı dosyaların 7 veya daha fazla kişiyi kapsadığı aktarılıyor.
İddianamelerdeki temel suçlama “yabancı unsurlarla irtibat” olarak geçiyor. İlgili kişilerin yalnızca sıradan sivillerden oluşmadığı, bu ağın din öğrencileri, yeni göçmenler ve Siyonist rejim ordusunda görevli askerleri de kapsadığı ifade ediliyor. Örneğin, hava savunma biriminde görevli bir askerin, Demir Kubbe sistemine ait bilgileri İran’a iletmekle görevlendirildiği iddia ediliyor.
Cohen, işgal rejiminin karşı-istihbarat birimlerinin bu ağın yayılmasını engellemek için yoğun çaba sarf ettiğini belirtse de, İran ile işbirliği yapan kişilerin belirli bir toplumsal profile indirgenememesi nedeniyle tespitinin zor olduğunu kabul ediyor.
Bu kişiler genellikle para karşılığında çalıştıkları, ödemelerin döviz büroları veya kripto paralar üzerinden yapıldığı iddia ediliyor. Bir örnekte, Golan Tepeleri’nde yaşayan bir gencin kendi inisiyatifiyle İran ile temas kurduğu öne sürülüyor.
Yediot Aharonot yazarı, İran’ın hedeflerinin sınırlı olmadığını, aksine bir zincir halinde tasarlanmış çok boyutlu bir stratejinin parçası olduğunu iddia ediyor. Bu zincirin toplumsal kargaşa oluşturma ile başlayıp, silahlı operasyonlara kadar uzandığını ileri sürüyor.
Özellikle bazı zanlıların işgal rejiminin başbakanına veya Weizmann Enstitüsü’nde görevli nükleer bilim insanlarına zarar verme görevleri aldığı iddia ediliyor. Cohen, Siyonist rejimin seçimlerini bile İran tehdidi üzerinden yaptığını ve bu durumun askerler ve din öğrencilerinin bile İran’ın yanında hareket etmeye hazır olabileceğini gösterdiğini belirtiyor.




