Küba, ABD Tehditlerine Rağmen Direnişini Sürdürüyor
Küba, ABD’nin artan baskılarına karşı direniş gösteriyor. Ekonomik ambargolar ve askeri hareketlilik karşısında hazırlıklarını sürdürüyor.
İslami Analiz / Haber Merkezi
Küba, uzun bir süredir ABD Başkanı Donald Trump’ın tehditleriyle karşı karşıya kalıyor. Trump, askeri müdahale ihtimalini gündeme getirirken, ülkeye yönelik sert ambargolar da devam ediyor.
El-Meyadin sitesinde kaleme alınan bir yazıda, İbrahim Younes, iki ülke arasındaki gerilimin dinamiklerini ele aldı. Younes, çatışmanın sonucunu belirleyecek olanın silahlar değil, Küba halkının direniş iradesi olduğunu vurguladı.
Washington, haziran ayının başında Küba üzerindeki baskılarını artırarak, bir ay içinde üçüncü yaptırım paketini 4 Haziran’da yürürlüğe koydu. Bu yaptırım, Devlet Başkanı Miguel Diaz-Canel ve eşi Lis Cuesta’nın yanı sıra Raul Castro’nun oğlu Alejandro Castro ve torunu Raul Guillermo Castro ile Devrimci Silahlı Kuvvetler Bakanlığı’nı hedef aldı.
Bu adım, ekonominin büyük bir bölümünü kontrol eden askeri holding GAESA ile yabancı şirketlerin ticari ilişkilerini sonlandırmaları için ABD Hazine Bakanlığı tarafından verilen sürenin dolmasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Bunun sonucunda, İspanyol Iberostar ve Kanadalı Blue Diamond otel grupları geri çekildi ve birçok tesis yerel işletmelere devredildi. Bu durum, adadaki yabancı varlığın hızla azalmasına yol açtı.
Finansal baskı ile birlikte askeri hareketlilik de önemli ölçüde arttı. USS Nimitz nükleer uçak gemisi, 1-5 Haziran tarihleri arasında Küba kıyılarından yalnızca 90 mil uzaklıktaki Jamaika’nın Kingston limanına demirledi. Mayıs ayının sonlarından itibaren, Güney Mızrağı operasyonu kapsamında 1300’den fazla askerden oluşan 24. Deniz Piyadeleri Seferi Birliği bölgeye konuşlandırıldı ve ada üzerinde 150 saatten fazla hava keşif uçuşu gerçekleştirildi. Ekonomik abluka, hukuki yaptırımlar ve askeri yığınağı birleştiren mevcut strateji, Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun kaçırılmasından önceki süreci hatırlatıyor ve Washington’un Karayipler’de benzer bir sonuç elde etmeye çalıştığını gösteriyor.
Küba, bu tehditlere karşı hazırlıklarını geciktirmeden başlattı ve 2026 yılını “Savunmaya Hazırlık Yılı” olarak ilan etti. Bir milyondan fazla milis ve yerel savunma sistemlerinin katıldığı askeri ve siyasi eğitimler, her hafta düzenli olarak gerçekleştiriliyor. Küba’nın askeri doktrini, geleneksel bir silahlanma yarışına girmek yerine, olası bir müdahaleyi mali açıdan imkansız hale getirmeyi hedefleyen “Tüm Halkın Savaşı” ilkesine dayanıyor. Bu bağlamda, hassas vuruşlara karşı koymak amacıyla yer altı komuta merkezleri ve tünel ağları güçlendirildi. Devlet Başkanı Diaz-Canel, başkentteki tatbikatları bizzat denetleyerek, en etkili caydırıcılığın saldırıyı son derece maliyetli hale getirmek olduğunu vurguladı.
Ancak en kritik cephe, Washington’un da odaklandığı enerji alanıdır. Küba, petrol ihtiyacının yalnızca %40’ını üretebiliyor ve bu nedenle yakıt krizini uzun vadeli enerji bağımsızlığı projelerine dönüştürmek için harekete geçti. 2028 yılına kadar 2000 megavat kapasiteye ulaşması hedeflenen 92 güneş enerjisi parkı kurmak üzere Çin ile geniş bir ortaklık kuruldu ve şu ana kadar yaklaşık 1000 megavatlık kapasite tamamlandı. Ayrıca, bireysel çözümler olarak evler ve işletmeler kendi güneş panellerini kurarak şebeke kesintilerini telafi etmeye çalışıyor. 2030 yılına kadar yenilenebilir enerjinin payını %24’e çıkararak dışa bağımlılığı azaltmak hedefleniyor. Bu adımlar, ablukanın en etkili silahını zamanla etkisiz hale getirmeyi amaçlıyor.
Küba, yaşam standartlarını iyileştirmek için de çeşitli önlemler alıyor. 17 Mayıs’ta başlatılan Gıda Egemenliği ve Tarımsal Ekoloji Kampanyası ile gıda ithalatına olan bağımlılığı azaltmayı hedefliyor. Özel sektöre, yaklaşık yetmiş yıl sonra ilk kez yakıt ithal etme izni verildi. Sabit fiyat uygulaması, ithalat maliyetlerine dayalı değişken bir fiyatlandırma ile değiştirildi ve elektrik kesintileri sistematik hale getirilerek tasarruf sağlanmaya çalışıldı. Bu önlemler, sosyal güvenlik ağlarına dokunmadan yükü dağıtmayı ve şoku emme amacını taşıyor.
Siyasi alanda ise Küba yönetimi, baskılara boyun eğmeyeceğini ve savaşını uluslararası platformlara taşıyacağını belirtti. Dışişleri Bakanı Bruno Rodriguez, 26 Mayıs’ta Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde yaptığı konuşmada petrol ablukasını insani bir felaket yaratabilecek bir “savaş eylemi” olarak nitelendirdi. Kübalı yetkililer, benzer açıklamalar yapmaya devam ediyor. Ülke içinde, Raul Castro’ya yönelik yaptırımları reddetmek amacıyla 22 Mayıs’ta ABD Büyükelçiliği önünde büyük bir halk mitingi düzenlendi. Ayrıca, iki binden fazla mahkum serbest bırakıldı ve göç yasasında reform yapılarak yurt dışına çıkış kısıtlamaları kaldırıldı.
Küba’nın direnişi, dış desteklerle de güçleniyor. Çin, adaya on binlerce ton pirinç gönderdi, 80 milyon dolarlık hibe sağladı ve hastanelerin güneş enerjisi sistemleriyle donatılmasını üstlendi. Rusya ise, yaptırım riskine rağmen gerilimin başından bu yana yaklaşık 100 bin ton kapasiteli petrol tankeri gönderdi. Meksika, Kanada ve diğer ülkeler adaya insani yardımlar sağlamaya devam ederken, “İlerici Enternasyonal” grubu da abluka duvarını sembolik olarak yıkan dayanışma konvoyları düzenliyor. Bu durum, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda ablukaya karşı çıkan neredeyse oybirliğiyle alınmış kararlarla birleşiyor. Bölge hükümetlerinin çoğunun Washington çizgisine kayması nedeniyle bu çerçeveler kırılgan kalmaya devam etse de, sınır aşan halk dayanışması, resmi platformlardan daha etkili bir şekilde kendini gösteriyor.
Küba’nın hazırlıkları, ülkenin bir zafer değil, hayatta kalma savaşı verdiğini ortaya koyuyor. Havana, ablukanın doğrudan müdahaleye gerek bırakmayacak bir iç çöküşü tetiklemek üzere tasarlandığını biliyor. Bu nedenle, direniş süresini uzatmaya ve zayıf noktaları bağımsızlık projelerine dönüştürmeye odaklanıyor. Ancak, son iki yıl içinde bir milyondan fazla vatandaşın ülkeyi terk etmesi ve ekonominin bazı yönlerinin 90’lı yılların en kötü dönemlerine eşdeğer bir daralma yaşaması, en büyük zorlukların ekonomik ve demografik alanda olduğunu gösteriyor. Görünen o ki, bu çatışmanın sonucu silahlar değil, bu zemin üzerinde belirlenecek. Washington, toplumun sürekli ve artan baskılara dayanma kapasitesinin tükenmesini beklerken, Havana, toplumun direncinin ablukanın gücünü aşacağına inanıyor ve egemenliği ile siyasi sistemini her türlü müzakerenin dışında tutuyor.




