Suudi Arabistan’ın Yemen’deki seçenekleri mercek altında
Suudi Arabistan, Husi saldırıları ve azalan müttefik desteği karşısında Yemen’de askeri baskı, müzakere ve sınırlı müdahale seçeneklerini değerlendiriyor.
İran ile yaşanan çatışmanın bölgeye yayılmasına rağmen uzun süre gelişmelerin dışında kalmayı başaran Suudi Arabistan, artık Yemen kaynaklı ciddi bir güvenlik kriziyle karşı karşıya. Krallık bir yandan Yemen’deki müttefiklerinin Husi ilerleyişini durdurmasını beklerken diğer yandan kendi kentlerine yönelen füze ve insansız hava aracı saldırılarını engellemeye çalışıyor.
Suudi petrolünün Hürmüz Boğazı’nı kullanmadan sevk edilmesini sağlayan Doğu-Batı Petrol Boru Hattı’nın Irak’taki İran yanlısı milislerin insansız hava aracı saldırısı sonrasında devre dışı kalması, Riyad’ın kırılganlığını artırdı. Husilerin Suudi kentlerine yönelik saldırıları da sürerken, Mekke üzerinde bir Husi insansız hava aracının düşürüldüğü bildirildi. Husiler ise kutsal şehri hedef aldıkları iddiasını reddetti.
Bu gelişmeler, Suudi Arabistan’ı fiilen iki ayrı cephede mücadele etmek zorunda bırakıyor. Üstelik krallığın hava savunmasının önemli bölümünü oluşturan ABD üretimi önleme füzelerinin küresel stoklarının azalması, saldırıların zamanlamasını Riyad açısından daha da kritik hale getiriyor.
İkinci Dünya Savaşı sonrasından bu yana Suudi Arabistan’ın temel güvenlik ortağı olan ABD’nin tutumu ise krallığın beklentilerini karşılamıyor. ABD Başkanı Donald Trump, Husilerin Washington’la savaşmak istemediğini söylerken Reuters, ABD’li yetkililerin Umman’ın arabuluculuğunda Husi temsilcileriyle görüştüğünü aktardı. Türkiye ve Pakistan’ın da dahil olduğu Mekke Paktı kapsamındaki yeni savunma ortaklarının sahada görünür bir destek sunmaması, Riyad’ın yalnızlık hissini güçlendiriyor.
Chatham House Körfez uzmanı Neil Quilliam, Suudi Arabistan’ın büyük bir çıkmazda bulunduğunu ve elindeki seçeneklerin sınırlı kaldığını belirtiyor. Krallığın İran’a karşı yürütülen ABD-İsrail savaşının oluşturduğu bölgesel sarsıntıya karşı savunma ortaklıklarını genişletme çabaları da Husilerle mücadelede somut bir desteğe dönüşmüş değil.
Yemen sahasında sınırlı müttefik seçeneği
Husilerin Kızıldeniz kıyısı boyunca ilerlemesi, Suudi petrolünün Asya’ya taşınmasında kilit öneme sahip Babu’l Mendeb Boğazı üzerindeki baskıyı artırdı. Doğu-Batı Petrol Boru Hattı’na yönelik saldırı ise Avrupa’ya yapılan sevkiyatlar açısından yeni bir risk oluşturdu. Husiler, Yemen’in iç kesimlerindeki stratejik Taiz ve Marib kentlerine doğru ilerlerken bu bölgelerin kaybedilmesi, Suudi Arabistan’ın desteklediği ve uluslararası toplumca tanınan Yemen hükümeti için ağır bir darbe anlamına gelecek.
Riyad kara birliklerini Yemen’e göndermek istemiyor. Ancak sahadaki mevcut ortaklarının sayısı da oldukça az. Birleşik Arap Emirlikleri’nin daha önce desteklediği ve Kızıldeniz kıyısında etkin olan Ulusal Direniş Güçleri, Husi saldırısı karşısında dağıldı.
Princeton Üniversitesi’nden Bernard Haykel’e göre Suudi Arabistan’ın savaşabilecek durumda görünen tek Yemenli ortağı, bağımsız bir Güney Yemen devleti kurulmasını savunan Güney Geçiş Konseyi. Bununla birlikte konseyin arkasındaki Birleşik Arap Emirlikleri’nin bu yıl verdiği destek, Abu Dabi ile Riyad arasındaki ilişkilerde ciddi gerilim yaratmıştı.
Görüşmeler hakkında bilgi sahibi bir diplomat, Birleşik Arap Emirlikleri’nin Yemen’e dönmeye hazır olduğunu ancak bunun karşılığında taviz istediğini, Suudi Arabistan’ın ise bu talepleri ulusal çıkarlarına aykırı gördüğünü söyledi. Bu nedenle Riyad’ın askeri açıdan en önemli potansiyel ortağıyla dahi ortak bir zemin oluşturması kolay görünmüyor.
Riyad’ın askeri baskı ve müzakere arayışı
Husi saldırıları yalnızca askeri hedefleri değil, Suudi Arabistan’ın ekonomik planlarını da tehdit ediyor. Riyad, Avrupa’ya yönelik bazı petrol sevkiyatlarını iptal ederken Doğu-Batı Petrol Boru Hattı’nın ulaştığı Yenbu Limanı’ndaki yüklemeler durduruldu. Saldırıların, Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın Vizyon 2030 kapsamında yürüttüğü ekonomik çeşitlendirme programını da sekteye uğratmasından endişe ediliyor. Krallık gelecek ay yapay zeka veri merkezleri ve turizm yatırımlarını öne çıkarmayı planladığı önemli bir yatırım konferansına ev sahipliği yapacak.
Riyad ve Yemen’deki ortakları Husi saldırılarına karşılık verse de Suudi Arabistan henüz on yıl önceki müdahalesi ölçüsünde savaşa dönmüş değil. Krallık, Yemen bataklığından çıkmak için uzun süredir çaba harcıyor. Suudi destekli Yemen güçleri 2022’de Husilerle ateşkes yapmış, ancak Riyad Husi kontrolündeki liman ve havalimanlarına yönelik ablukayı sürdürmüştü.
Riyad’da görev yapan Batılı bir yetkiliye göre Suudi Arabistan bu kez Yemen’deki müdahalenin uluslararası tepkiler, silah ihracat izinleri ve diğer sonuçlarını daha iyi hesaplıyor. Ancak aynı yetkili, Riyad’ın Husileri öngörülemez gördüğünü ve gerilimi tırmandırarak yeniden harekete geçirme riskini almak istemediğini ifade etti.
Uzmanlar, Husilerin Kızıldeniz kıyısındaki ilerleyişi sırasında Suudi Arabistan’ın ABD’den daha fazla destek beklediğini düşünüyor. Açık ve kurak araziye sahip kıyı hattında krallığın geniş hava gücünü neden daha etkili kullanmadığı da bu nedenle tartışılıyor. Bernard Haykel, ABD desteği olmadan ne ölçüde müdahale edileceği konusundaki tereddüdün Suudi Arabistan’a sahada kaybettirdiğini savundu.
Doğu-Batı Petrol Boru Hattı’na yönelik insansız hava aracı saldırısı ile Yemen’deki Husi taarruzunun aynı döneme denk gelmesi, Riyad üzerindeki baskının birbirini tamamlayan iki boyutunu oluşturuyor. Husiler, İran’ın direniş ekseni içinde yer alıyor. Bölgedeki yetkililer grubun bağımsızlığıyla övündüğünü söylese de Tahran’la koordinasyon yürüttüğünü belirtiyor. Middle East Eye, İran’ın yaz boyunca Husilere yeni askeri malzeme ve danışman gönderdiğini bildirmişti.
Suudi Arabistan, bir yandan İran’la müzakere yollarını açık tutmaya çalışırken diğer yandan Husilere karşı daha sert bir tutum almayı değerlendiriyor. Husi güçlerinin Kızıldeniz’de geçiş ücretleri veya benzeri harçlar uygulamak istediği, Suudi gemilerine yönelik ablukayı ise kendi denetimlerindeki liman ve havalimanları serbestçe çalışmaya başlayana kadar kaldırmayacaklarını söyledikleri aktarılıyor.
Husilerin talepleri ve olası senaryolar
Husiler Sana’yı ve Yemen nüfusunun büyük bölümünün yaşadığı bölgeleri kontrol ediyor. Buna rağmen grubun yönettiği alanlar ekonomik, hava ve deniz ablukasının baskısı altında. 2022’deki Birleşmiş Milletler destekli ateşkes, kısıtlamaların kaldırılmasını ve Husi güçleriyle Suudi destekli tarafların siyasi görüşmelere başlamasını öngörüyordu. Ancak müzakerelerde ilerleme sağlanamadı ve Yemen’deki çatışma donmuş bir krize dönüştü.
Bernard Haykel, Riyad’ın gerilimi artırma seçenekleri arasında kısa vadeli bir barış karşılığında Husilere ödeme yapmasının da bulunduğunu belirtiyor. Ancak Chatham House uzmanı Quilliam, bu tür bir anlaşmanın Suudi Arabistan açısından teslimiyet görüntüsü oluşturacağını ve yükselen bir bölgesel güç olarak itibarını zedeleyebileceğini ifade ediyor.
Bu koşullarda Riyad’ın önündeki başlıca seçenek, Yemen’deki askeri rolünü kademeli biçimde genişletmek. Suudi uzmanlar, önceki müdahaleden ders çıkarıldığını ve yeniden uzun süreli bir kara savaşına girilmeyeceğini vurguluyor. Naif Arab University for Security Sciences’tan Hesham Alghannam’a göre kapsamlı bir kara harekatı, önceki sekiz yıllık müdahalenin çözemediği sorunları çözmeyecek ve Suudi Arabistan’ın ekonomik dönüşüm hedeflerini tehlikeye atacak.
Alghannam, daha uygulanabilir formülün Suudi altyapısına yönelik saldırıların maliyetini yükseltecek ölçülü askeri baskı ile Husi liderliğine itibarını koruyarak çıkabileceği bir müzakere zemininin bir arada yürütülmesi olduğunu söylüyor.
Gulf International Forum araştırmacısı Abdulaziz Alghashian ise Riyad’ın on yıl önceki askeri operasyonuna benzer, ancak daha sınırlı bir hava harekatına yönelebileceğini belirtiyor. Ona göre Husiler sahada güçlü biçimde mevzilenmiş durumda ve kısa vadede kapsamlı bir Yemen içi diyalog ihtimali düşük.
Alghashian, Suudi Arabistan’ın Babu’l Mendeb sorununu uluslararasılaştırarak ABD’li, Avrupalı ve Arap ortakların savaşa daha fazla destek vermesini sağlamaya çalışacağını düşünüyor. Sonuç olarak Suudi Arabistan’ın Yemen’deki seçenekleri, yalnızca Riyad’ın askeri kapasitesine değil, müttefiklerinin nasıl bir pozisyon alacağına da bağlı olacak.




