Tüketim çağında tüketirken kendimizi tüketiyoruz

Tüketirken kendimizi tüketiyoruz; reklamlar, kredi kartları ve bitmeyen tüketim arzusu insanı tatminsiz bir döngüye sürüklüyor.

Modern çağ, özünde olumsuz bir anlam taşıyan “tüketmek” fiilini parlatıp cazip bir yaşam biçimi gibi sunuyor. Sürekli yenilenen trendler, ihtiyaçlarımızı yeniden tanımlarken küresel ticaret düzeni de bu arzuyu kazanca dönüştürüyor.

İnsanları gerçeklikten uzaklaştıran yanıltıcı anlatılar dolandırıcılık olarak görülüyorsa, durmadan yeni eğilimler üreterek tüketimi körükleyen pazarlama düzeninin bundan bütünüyle farklı olduğunu söylemek kolay değil. Bugün taşıdığımız borç yükü de büyük ölçüde geçmişte gerçekleştirdiğimiz tüketimin bugüne bıraktığı bir yük olarak karşımızda duruyor.

Kredi kartları, ödeme anını erteleyerek harcamanın etkisini zihnimizde belirsizleştiriyor. Henüz bedelini ödemediğimiz duygusuyla gelecekteki gelirlerimizi bugünden tüketiyoruz. Benzer biçimde, yeni ve daha özellikli bir otomobilin gösterişli reklamı yalnızca kendi ürününü tanıtmıyor; mevcut aracımızı da bir anda yetersiz ve değersiz göstermeye çalışıyor.

Jean Baudrillard, Tüketim Toplumu adlı eserinde reklamların gücünü yalnızca reklamcıların insanları kandırma becerisiyle açıklamaz. Ona göre asıl mesele, insanların aldatılmaya ve baştan çıkarılmaya duyduğu istektir. Tüketim düzeni de tam olarak bu isteği besleyerek ayakta kalır.

Günün büyük bölümünü çalışarak geçiren modern insan, kazancının tamamını tüketim için harcadığında bunu bir başarı sayabilir. Oysa çoğu zaman ne aldığını, neden aldığını ve aldığı şeylere gerçekten ihtiyaç duyup duymadığını bile hatırlamaz. Evlerimiz, birkaç kez kullanılan ya da hiç kullanılmadan bir kenara bırakılan ürünlerle doludur. Yeni modeller piyasaya çıktığında eski eşyalarımız gözümüzde değerini yitirir; para vererek aldıklarımızı ise memnun kalmasak bile kullanmaya devam etmek zorunda hissederiz.

Tüketim çağının çelişkisi, alışveriş anında moda olanın eve varıldığında demode hale gelmesidir. Bir ürünün cazibesi, çoğu zaman ona sahip olmaktan çok, bir sonraki ürün ortaya çıkana kadar sürer.

Erich Fromm, Sahip Olmak ya da Olmak kitabında bu mekanizmanın insanı nasıl sürekli bir tatminsizliğe ittiğine dikkat çeker. Tüketilen her şey kısa sürede etkisini kaybettiği için kişi yeniden tüketmeye yönelir. Döngü sürdükçe insan, sahip oldukları ve tükettikleri dışında bir anlamı kalmadığına inanmaya başlar.

Laboratuvar farelerinin yiyeceğe ulaşmak için durmadan çark çevirmesiyle modern tüketicinin ürünlerin peşinde koşması arasında dikkat çekici bir benzerlik vardır. Her iki durumda da aynı hareket tekrarlanır; fakat bu tekrarın içinde fark edilmeden tüketilen yalnızca para ya da eşya değildir. Asıl eksilen, insanın zamanı ve ömrüdür.

Sonuçta tüketirken kendimizi tüketiyoruz. Bir şeylere sahip olma ve daha fazlasını harcama tutkusu uğruna düşünmeden geçirdiğimiz vakitler, hayatımızdan geri alınamayacak şekilde eksiliyor.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu