Çocuklarda Şiddetin Kaynağı: Ekranların Etkisi Üzerine
Çocuklarda şiddetin kökeni ekranlarda estetize edilen suç ve güç anlatılarında yatıyor. Ahmet Can Karahasanoğlu’nun değerlendirmesi.
Ahmet Can Karahasanoğlu / Akit
Çocuğun bileğine kelepçeyi taktık, peki ekranlara ne zaman?
İstanbul’da bir çocuğun akranına bıçakla saldırması sonrası mahkemeden çıkan karar, hukuk dünyasında geniş yankı uyandırdı. Mahkeme, 18 yaşından küçük olan bu çocuğa elektronik kelepçe takılmasına ve okul saatleri dışında evde kalmasına hükmetti. Ayrıca, mağdura 500 metreden fazla yaklaşmasının yasaklanması kararlaştırıldı.
Bu karar, hukuki bir yaptırımdan çok sembolik bir anlam taşıyor. Bir çocuğa elektronik kelepçe takılması ve sokağa çıkmasının yasaklanması, yetişkinler için bile ağır bir önlem olarak değerlendirilebilir. Ancak söz konusu çocuk, henüz gelişim aşamasında.
Mahkeme, cezalandırmak yerine “ıslah” kavramını tercih etti. Bu terim, hukuk metinlerinde sık rastlanmayan bir kelime olmasına rağmen, insan ruhu açısından son derece önemli bir anlam taşıyor.
Bu durum, beni bir çocukla değil, bir ayna ile karşı karşıya bıraktı. Zira şiddet uygulayan çocuk, çoğu zaman yalnızca bir fail değildir; bu durum, bilinçaltında gizli bir hikâyenin tezahürüdür.
Akran zorbalığı, öğrenilmiş bir davranış biçimidir. Bu duruma yol açan etkenler arasında sorunlu aile yapısı, kötü arkadaş çevresi veya erken dönem travmalar sayılabilir. Ancak daha önemli bir noktayı göz ardı etmemek gerekiyor.
İnsan davranışları, her zaman herkesin gözünde ‘bilinenlere’ bağlı olmayabilir; bu nedenle olayın kökenine inmek önemlidir.
Çocukların davranışları, genellikle yetişkin dünyasının taklit edilmesiyle şekillenmektedir. Günümüzde Türkiye’de çocukların en etkili öğretmeni, aile, okul veya mahalle değil; ekranlardır.
Ekranlar, her akşam çocukların zihinlerine aynı mesajı yerleştirir: Güçlü olan, en iyi korkutandır. Ayakta kalan, ezilen; saygı gören ise şiddet uygulayandır. Mafya dizilerindeki acımasız dünya, yalnızca bir kurgu değildir; bu karakterler, çocukların zihninde rol model olarak yer edinir. Silah taşıyan birinin sözü dinlenir, tehdit eden kazanır, vicdan zayıflık olarak görülür.
Uzun yıllar boyunca hayatına müdahale etmek istediğim ancak başaramadığım bir çocuk vardı. Sürekli okuldan kaçıyor, yanlış arkadaşlar ediniyor ve kendini yok oluşa sürüklüyordu. Aslında iyi bir çocuktu ama sadece iyi olmak, onun için yeterli gelmiyordu.
Bir keresinde, “Kötü biri olmak istemedim ama güçlü olmak istedim” demişti. Bu ifade, onun sınırlarını aşan bir cümleydi ve aklıma geldikçe hüzünleniyorum.
Çünkü çocuklar şiddeti icat etmez. Televizyonda alkışlanan, sosyal medyada yüceltilen her şiddet figürü, çocukların iç dünyasında yavaş yavaş yer edinir.
Mahkemenin aldığı karar, bu bağlamda önemlidir. Çünkü ilk kez bir kurum, yalnızca “ne yaptı?” sorusunu değil, “nasıl biri oluyor?” sorusunu da sormuştur. Çocuğu sokağın kaosundan çekip eve kapatmak, kesinlikle yeterli bir çözüm değildir. Ancak bu karar, sorunun yalnızca çocukta olmadığını gösteriyor.
Eğer akran zorbalığını gerçekten azaltmak istiyorsak, öncelikle şiddeti estetikleştiren ekran anlatılarından vazgeçmemiz gerekir. Mafya dizilerinin yasaklanması, yalnızca bir sansür meselesi değil, aynı zamanda toplumun ruh sağlığı ile ilgili bir konudur. Çünkü çocuk, izlediği karakterle özdeşleşir; onun gibi yürür, onun gibi konuşur, onun gibi korkutur.
Son günlerde yayın hayatına başlayan Yeraltı dizisi de bu duruma örnek teşkil ediyor. İlk bölümde, çok zengin bir uyuşturucu baronunu görüyoruz. Bu karakter, genç birini etkilemeye çalışırken “fıstık gibi bir hayatım var” diyor. Devletin kontrolündeki meseleleri “hallederiz” diyerek çözüyor. Yeri geldiğinde dürüst ama aynı zamanda yüz binlerce kişiye uyuşturucu temin ediyor. Yani vatansever bir baron olma mesajı veriliyor.
Şimdi bu diziyi 15-16 yaşındaki bir çocuğun izlediğini düşünün. Para, iktidar, güzel bir hayat, kadınlar ve erkeklik; bu yaşlardaki bir gencin ilgisini çekecek her şey mevcut.
Bu kötülük güzellemesi ne zaman sona erecek? Genç çocuklar sokaklarda sebepsiz yere bıçaklanıp hayatlarını kaybediyor. Cezaevine giren veya bıçaklanarak ölen de bir çocuk. Herkes idam cezası talep ediyor.
Suç potansiyeli olan bireyleri korkutacak cezalar caydırıcı olabilir, ancak olayın kökenine inmek, bataklığın kökünü kurutmak gerekmektedir.
Psikiyatride, insanın en büyük arzusunun “görülmek” olduğu söylenir. Bugün çocuklar, dizilerdeki şiddet figürlerinde görülüyorlar. Onlara “değerlisin” demek yerine, “korkutursan varsın” diyen bir kültür sunuyoruz.
Elektronik kelepçe bir çocuğun bileğinde dururken, kelepçelenmesi gereken asıl şey, şiddeti, tacizi ve cinselliği normalleştiren ekranlardır. Bu hikâyeler çocukların zihninde döndükçe, normal bir insan figürü ancak karikatürlerde yaşayabilir.
RTÜK’e birkaç soru yöneltmek istiyorum: Psikiyatristlerden oluşan bir heyetle bu dizilerin gençler üzerindeki etkileri üzerine bir araştırma yaptınız mı? Ailenizle birlikte bu tür aldatma, taciz, şiddet ve zorbalık dizilerini izleyebiliyor musunuz? Eğer siz izlemiyorsanız, toplumun bu hastalıktan kurtulması için bir politikanız var mı? Sabah kuşaklarında en pervasız olayları izleyen bir toplumun, ahlâklı, duyarlı ve empati duygusu yüksek çocuklar yetiştirebileceğini düşünüyor musunuz?




