ABD’nin İran’a saldırısı küresel ekonomiyi zorluyor
İngiliz araştırmacı Steve Bell, ABD’nin İran’a saldırısının enerji fiyatları, enflasyon, borçlanma maliyetleri ve hane bütçeleri üzerindeki etkisini değerlendirdi.
İngiltere Savaş Karşıtı Koalisyonu üyesi araştırmacı Steve Bell, ABD’nin İran’a saldırısının ekonomik yükünün yalnızca Washington’la sınırlı kalmadığını belirtti. İran’a yönelik askeri operasyonun enerji fiyatlarını yükselttiğini, geçim sıkıntısını artırdığını ve sonuçta maliyetin dünya genelindeki hanelere yansıdığını söyledi.
İRNA’ya verdiği röportajda değerlendirmelerde bulunan Bell, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün (OECD) son ekonomik görünüm raporuna dikkat çekti. Raporda küresel büyümenin yavaşlaması, fiyatların artması, borçlanma giderlerinin yükselmesi ve kamu bütçelerindeki baskının belirginleştiğini ifade eden Bell, bu gelişmelerin geniş toplum kesimlerinin yaşam standardını olumsuz etkilediğini kaydetti.
OECD’nin 2026’nın sonuna kadar istikrarın yeniden sağlanacağı ve 2027’de toparlanmanın başlayacağı yönündeki öngörüsünü gerçekçi bulmayan Bell, Washington’ın politikası ile askeri gerilimin tırmanmasının bu beklentiyi zayıflattığını savundu. Ona göre saldırıların sürmesi, ekonomik düzelmenin hangi koşullarda gerçekleşeceğine ilişkin ciddi belirsizlik yaratıyor.
Bell, çatışmanın büyümesi halinde enerji arzındaki kesintilerin derinleşebileceği uyarısında bulundu. Enerji üretim ve iletim altyapısında meydana gelebilecek hasarın geçici piyasa dalgalanmalarından çok daha uzun süreli sonuçlar doğuracağını belirten Bell, üretim kapasitesinin yeniden oluşturulmasının yıllar sürebileceğini söyledi.
Piyasaların, askeri gerilimin tesisler ve üretim varlıklarında geniş çaplı yıkıma yol açma ihtimalini henüz tam olarak fiyatlamadığını ifade eden Bell, asıl riskin enerji maliyetlerindeki artışla birkaç ay değil, uzun yıllar mücadele edilmesi olduğunu dile getirdi. Petrol ve doğal gaz rezervlerindeki azalma ile yakıt stoklarının gerilemesinin, ülkelerin yeni arz şoklarına karşı dayanıklılığını da azaltacağını belirtti.
Bell’in aktardığı OECD verilerine göre küresel ekonomik büyüme, 2025’in ikinci yarısındaki yüzde 3,6 seviyesinden 2026’nın ilk yarısında yüzde 2,6’ya geriledi. Bu yavaşlama hem büyük ekonomileri hem de gelişmekte olan ülkeleri etkilerken, birçok ülkenin performansı bir önceki yıla göre zayıfladı.
OECD’nin ihtiyatlı tahminlerinin dahi emtia fiyatlarındaki şokun, hane halklarının satın alma gücündeki düşüşün ve yüksek faizlerin yıl sonuna ve gelecek yılın ilk aylarına kadar baskı yaratacağını gösterdiğini söyleyen Bell, saldırının devam etmesi halinde beklenen toparlanmanın gerçekleşmeyebileceğini savundu.
İngiliz araştırmacı, rapordaki verilere göre G20 ülkelerinde enflasyonun 2025’teki yüzde 3,4 seviyesinden bu yıl yüzde 4,1’e yükselmesinin beklendiğini aktardı. ABD’de ise aynı göstergenin yüzde 2,6’dan yüzde 3,6’ya çıkacağının öngörüldüğünü belirtti.
Enerji krizinin yapay zekâ gibi yüksek elektrik tüketen yeni sektörleri de kırılgan hale getirebileceğini kaydeden Bell, bu alanlara yönelik yatırımların ekonomik büyümeyi desteklediğini ancak sektörün kesintisiz ve yoğun enerji arzına bağımlı olduğunu söyledi. Enerji sıkıntısının uzaması halinde mevcut büyümenin temelini oluşturan sektörlerin de baskı altına gireceğini ifade etti.
Bell, sermayenin savunma sanayisi ve teknoloji şirketlerine yönelmesinin yatırımcıların devlet tahvillerine ilgisini azalttığını belirtti. Hükümetlerin finansman sağlayabilmek için daha yüksek faiz ödemek zorunda kaldığını söyleyen Bell, artan askeri harcamalarla birlikte borç servis maliyetlerinin de kamu bütçelerini zorladığını dile getirdi.
OECD raporuna göre gelişmiş büyük ekonomilerin çoğunda devlet tahvili getirilerinin son 15 yılın veya daha uzun bir dönemin en yüksek seviyelerine ulaştığını aktaran Bell, bu ortamda savunma harcamalarındaki artışın faiz yükünü ağırlaştırdığını ve kamu kaynaklarının sosyal alanlardan uzaklaşmasına yol açtığını savundu.
Yükselen bankalararası faizlerin konut kredileri ve diğer borçların geri ödemesini pahalılaştırarak doğrudan haneleri etkilediğini belirten Bell, enerji fiyatlarındaki artışın merkez bankalarını faiz indirimlerini ertelemeye veya yeni faiz artışlarını değerlendirmeye ittiğini söyledi. Bunun da vatandaşlar açısından ek bir maliyet oluşturduğunu ifade etti.
Vietnam Savaşı dönemini örnek gösteren Bell, ABD’deki siyasi baskının yalnızca askeri kayıplardan kaynaklanmadığını, savaşın yol açtığı enflasyonun da toplumsal tepkiyi büyüttüğünü belirtti. İran’a yönelik saldırıların sürmesinin Washington yönetimi üzerinde benzer ekonomik ve siyasi baskılar oluşturabileceği uyarısında bulundu.
Washington’ın politikasının Avrupa’daki müttefikleri de zor durumda bıraktığını söyleyen Bell, NATO ülkelerinden gayrisafi yurt içi hasılalarının yüzde 5’ini savunmaya ayırmalarının istenmesinin kamu hizmetleri ve sosyal destekler üzerindeki baskıyı artıracağını kaydetti. İngiltere dahil Avrupa ülkelerinin Batı Asya’daki ABD operasyonlarına verdiği desteğin, sosyal harcamalarla ilgili sorunları daha da derinleştirdiğini savundu.
Bell, Avrupa hükümetlerinin bir yandan Washington’ın askeri politikalarına eşlik ederken diğer yandan kendi vatandaşlarını yükselen enerji faturaları, yakıt fiyatları, borç ödemeleri ve zorunlu harcamalarla karşı karşıya bıraktığını söyledi.
OECD raporunun küresel ekonomik göstergeleri ele almasına rağmen ABD’nin İran’a saldırısının insanların günlük yaşamındaki etkilerini yeterince incelemediğini belirten Bell, mal ve enerji fiyatlarındaki artışa kredi taksitlerinin yükselmesi ve kamu hizmetlerinin daralmasının eşlik ettiğini ifade etti.
Raporda 33 ülkede haneler ve işletmeler üzerindeki yükü azaltmak amacıyla acil destek programları uygulandığının belirtildiğini aktaran Bell, yalnızca destek açıklaması yapılmasının bu önlemlerin halk üzerindeki maliyeti ne ölçüde telafi ettiğini göstermediğini söyledi.
ABD’de vatandaşların benzin, motorin ve konut kredilerindeki artışlar yoluyla savaşın ekonomik bedelini ödediğini belirten Bell, İngiltere’de de yakıt fiyatları ve enerji faturalarındaki yükselişin haneleri zorladığını kaydetti. Kamu hizmetleri için ayrılan kaynakların daralmasının, saldırının sonuçlarını yaşamın farklı alanlarına taşıdığını ifade etti.
İngiliz araştırmacı, toplumların yaşam standardındaki gerilemeye karşı sınırsız bir hoşgörü göstermeyeceğini vurguladı. Avrupa’daki ana akım siyasi partilerin Washington’ın politikalarına destek vermesinin, halkların saldırının maliyetini kabullendiği şeklinde yorumlanmaması gerektiğini söyleyen Bell, ABD’nin İran’a saldırısı sürerse protestoların sınırlı kalacağına güvenen siyasetçilerin ciddi bir hesap hatası yapacağı uyarısında bulundu.




