Neoconların Eski Planları ve İran Üzerindeki Etkileri

Neoconların İran üzerindeki etkileri ve eski planları, bölgedeki jeopolitik dengeleri nasıl şekillendiriyor?

İran konusunu ele alan Abdullah Muradoğlu, Neoconların askeri müdahalelerin ötesine geçerek hedef ülkeleri içten çökertmeyi ve etnik ile mezhepsel kimlikleri kışkırtarak devlet yapısını zayıflatmayı amaçladıklarını ifade ediyor.

ABD’nin gücünü kendi çıkarları doğrultusunda kullanan İsrail, yakın coğrafyamızda son derece tehlikeli bir oyun oynamakta. Bu oyun, bölgeyi etnik fay hatları üzerinden bölmeyi ve kaos içinde tutmayı hedefliyor. İsrail’in, Suriye’deki çabalarının başarısızlığa uğramasının ardından, bazı grupları silahlandırarak “Goyim askerler” olarak İran’a göndermeyi planladığı anlaşılmakta.

ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaş, Neoconların uzun yıllardır hayalini kurduğu bir çatışma. Neoconlar, ABD’nin sürekli savaşlarının arkasındaki itici güçlerden biri olarak öne çıkıyor. Amerikan-Askeri Endüstriyel Kompleksi’nin bir parçası olan Neoconların, ABD’nin Ortadoğu politikasını yalnızca İsrail’in çıkarları doğrultusunda şekillendiren etkili bir mekanizma olduğu birçok analist tarafından kabul ediliyor.

Neoconların dikkat çeken özelliklerinden biri, Amerikan çıkarları adına hareket ediyormuş gibi görünerek aslında İsrail’in özel gündemlerini ilerletmeleridir. 2003 yılında Irak’ın işgali de bu bağlamda değerlendirilebilir; zira Neoconlar, Irak’ı Batı tarzı bir demokrasiye dönüştürerek Orta Doğu’yu demokratikleştirebileceklerini savunuyorlardı. Ancak bu iddiaların, geniş Orta Doğu’nun sürekli çatışma ve kaos içinde kalmasını amaçlayan bir örtü olduğu gün gibi ortada.

Büyük silah şirketleri tarafından desteklenen Neoconlar, ülkelerin en zayıf noktalarını tespit etmek amacıyla çeşitli enstitüler kurmuşlardır. ABD’nin stratejisinden sapma ihtimali olan ülkeleri hedef alan bu çalışmalardan biri de Hudson Enstitüsü tarafından İran üzerine yürütülen araştırmalardır. Bu çalışmanın, 1979’daki İran halk devriminden önceki yıllarda yapılmış olması dikkat çekicidir. Zira, İran’ın petrolünü millileştiren Başbakan Muhammed Musaddık’ın 1953’te devrilmesinde ABD ve İngiltere’nin rolü büyüktür.

1970’lerde Hudson Enstitüsü’nde çalışan ünlü ekonomist Prof. Michael Hudson, Enstitünün kurucusu Herman Kahn’ın kendisini generallerle yapılan gizli bir toplantıya götürdüğünü anlatıyor. Bu toplantıda, İran’ın ABD’den bağımsız bir politika izlemesi durumunda etnik gruplara nasıl bölünebileceği üzerine oyun teorileri tartışılmış. Prof. Hudson, bu etnik unsurların ABD’nin İran ve Pakistan üzerindeki siyasi etkilerini şekillendirmede önemli bir rol oynadığını vurguluyor.

Herman Kahn, 1960 yılında yayımlanan “Termonükleer Savaş Üzerine” adlı kitabıyla tanınmış bir isimdir. Bu kitapta ‘kazanılabilir’ bir nükleer savaş fikrini ortaya atan Kahn, ABD Hükümeti için olası çatışmaları savaş oyunlarıyla simüle ediyordu. Kahn’ın çalışmaları, aynı zamanda Stanley Kubrick’in “Dr. Strangelove” filmindeki karaktere de ilham vermiştir.

Neoconların yıllar önce tasarladıkları İran senaryosu, artık ABD’nin yardımıyla İsrail tarafından hayata geçirilmeye başlanıyor. Ancak savaşlar, oyun değil; önceden hazırlanan senaryoların gerçek hayatta nasıl sonuçlar doğurabileceği her zaman belirsizdir.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu