İran’a Destek: Emperyalizme Karşı Bir Duruş
Resul Tosun, İran’a destek vermenin emperyalizme karşı durmakla eşdeğer olduğunu vurguluyor.
Resul Tosun, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarını hukuksuz ve emperyal bir girişim olarak değerlendiriyor. Tosun, mezhepsel ayrımları bir kenara bırakarak İran’ın yanında durmanın zorunlu olduğunu ifade ediyor.
ABD’nin Irak’ı işgal etme gerekçelerinin yıllar sonra asılsız olduğu ortaya çıkmıştı. Ancak bu saldırı, uluslararası normların hiçe sayıldığı bir bağlamda, kamuoyuna post-truth yöntemlerle sunulmuş ve bombaların meşrulaştırılması hedeflenmişti. Post-truth, nesnel deliller yerine kişisel duyguların ve inançların etkili olduğu bir durumu tanımlıyor.
Gerçeklerin yerini post-truth alınca, özgürlük ve insan hakları savunuculuğu yapan Batı medeniyeti, İran’a karşı yürütülen saldırılardaki barbarlıkları meşru görmeye başladı. Örneğin, İran’ın bir füzesinin İsrail’deki bir okula düşmesi ve 150 çocuğun hayatını kaybetmesi durumunda dünya ayağa kalkarken, İsrail’in ilk gününde bir okula attığı bomba ile 150 çocuğu katletmesi karşısında medeni dünyanın yönetimlerinin sessiz kalması dikkat çekici.
Gazze’deki soykırım karşısında kınama yerine destek veren Batı yönetimleri, Müslüman kanının hiçbir değerinin olmadığını açıkça gösteriyor. Dolayısıyla, insani gerekçelerle bile İran’ın yanında durmak gerekmektedir.
Tosun, Suriye, Irak, Afganistan ve Yemen’de yüzbinlerce Müslümanın İran destekli Şii milisler tarafından katledildiğini kabul ediyor. İran rejiminin zalim Esed’in yanında durması ve Azerbaycan’a karşı Ermenistan’ı desteklemesi de doğru. Ancak, şu an İran’a saldıran güçlerin, İran’ın şahsında Türkiye başta olmak üzere tüm bölge ülkelerine ‘Sıra size de gelecek!’ mesajı verdiğini belirtiyor.
Türkiye’ye saldıracak güç ve cesaretleri olmasa da, bu temenninin arka planda var olduğu biliniyor. Bu nedenle, bugün İran’ın yanında durmak, hukuksuzluğa ve emperyalizme karşı durmakla eşdeğerdir. İsrail ve ABD, İran’ı sadece Şii olduğu için hedef almıyor; Filistin davasına verdiği destek ve bu ülkelere karşı sürdürdüğü politika nedeniyle saldırıyor.
Eski İsrail Başbakanı Bennett’in, “Türkiye, yeni İran’dır” sözleri, Türkiye için aynı gerekçenin geçerli olduğunu ortaya koyuyor. Rejimi değiştireceğini ilan eden güçler, oraya adil bir Sünni yönetim getirmeyi değil, ABD ve İsrail yanlısı bir yönetim ikame etmeyi hedefliyorlar. Bu durum, Türkiye’nin doğudan kuşatılması anlamına geliyor.
İran’ın yanında durmak, Türkiye’nin güvenliğini de korumak demektir. Bugün İran’ın yanında durmak, başta Körfez ülkeleri olmak üzere bölge ülkelerinin istikrarını ve bağımsızlığını savunmak anlamına geliyor. Körfez ülkelerine düşen füzeler ve bombalar, ABD’nin onları savunmadığını net bir şekilde ortaya koyuyor.
İran, bölge ülkelerine saldırmak gibi bir niyetlerinin olmadığını, ancak bölgedeki ABD üslerini hedef aldıklarını açıkça ilan etti. Buna rağmen, Körfez ülkelerinin İran’a yapılan hukuksuz saldırıyı kınamak yerine İran’ı kınaması, Siyonizm’in tuzağına düştüklerini gösteriyor.
Körfez ülkeleri, önce İran’a yapılan hukuksuz saldırıyı kınayıp sonra ülkelerine düşen bombalar üzerine İran’ı kınamalıydı. Ancak, sadece İran’ı kınayarak bu zalim savaşta fiilen İsrail’in yanında yer almış oldular.
Netanyahu’nun 100 bine yakın Filistinliyi katletmesi karşısında, ABD başkanının Hamaney’in 30 bin insan öldürdüğünü söylemesi, post-truth yönteminin bir yansımasıdır. Bu saldırıda Netanyahu’nun medeniyeti koruma iddiası ve Trump’ın mutlak kötülüğü durdurma vurgusu, saldırıyı hukuki çerçeveden çıkarıyor.
Bu anlayışın temelinde Siyonist ideoloji ve ona teslim olmuş bir ABD bulunuyor. Dolayısıyla, İslam dünyasının İran’a yapılan saldırıya Şii-Sünni perspektifinden değil, Siyonizm-İslam perspektifinden bakması gerekiyor. Bunun için İran’ın da siyasetini gözden geçirmesi şart.
Suriye, Irak, Afganistan ve Yemen’deki Müslümanların, İran’ı İsrail’den daha tehlikeli görmelerinin sebebi, İran rejiminin bu ülkelerde zalimlere verdiği destektir. Umut edilir ki, İran bu saldırıdan en az hasarla çıkar, karşı tarafa unutamayacakları dersler verir ve savaştan sonra dış politikasını İslami ve insani temellere oturtarak yeni bir dönem başlatır. Aksi takdirde yalnızlığa mahkûm olur ve kaybeder!




