BM, Sembolik Bir Kurum Olma Yolunda İlerliyor

Bir zamanlar uluslararası etkisi olan BM, günümüzde yalnızca sembolik bir kurum haline geldi.

Dünya, uluslararası kurumlarını savaşların gölgesinde inşa etti. Milletler Cemiyeti, Birinci Dünya Savaşı’nın sonucunda kuruldu; Birleşmiş Milletler (BM) ise İkinci Dünya Savaşı’nın ardından faaliyete geçti. Her iki kuruluş da barış ve güvenliği sağlama hedefiyle yola çıktı. Ancak bu hedefler, BM Şartı’ndaki veto yetkisiyle donatılmış büyük güçlerin tek taraflı eylemleri nedeniyle birçok engelle karşılaştı.

Bir zamanlar uluslararası saygınlığı olan BM, otoritesini, güvenilirliğini ve etkinliğini kaybetti. Günümüzde yalnızca sembolik bir tarihsel kurum olarak varlığını sürdürüyor. Son on yılda dünya, uluslararası etki yaratan birçok savaşa tanıklık etti. Şubat 2022’de başlayan Rusya-Ukrayna savaşı, ABD ve müttefiki İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü çatışmalarla devam ediyor.

Bu süreçte, Mayıs 2021’deki “Kudüs’ün Kılıcı Operasyonu” ve Ekim 2023’teki “Aksa Tufanı” gibi Filistin direnişi ile İsrail ordusu arasında birçok çatışma yaşandı. Ayrıca, Hindistan ile Pakistan arasında ve Pakistan ile Afganistan arasında kısa süreli savaşlar patlak verdi. Suriye’de ise muhalif grupların Esed rejimine karşı yürüttüğü operasyonlar, ülkenin rejimden kurtarılmasıyla sonuçlandı.

BM, bu savaşlar ve çatışmalar sırasında tarihinin en uzun hareketsizlik dönemlerinden birini yaşadı. Ülkelerin, çatışmaları yönetmek veya barışı sağlamak için BM dışında alternatif yollar aradığı gözlemlendi. Oysa bu görevler, BM Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) temel sorumlulukları arasında yer alıyor.

ABD Başkanı Donald Trump, ikinci görev döneminde sekiz çatışmayı sona erdirdiğini iddia ederek Nobel Barış Ödülü’nü hak ettiğini öne sürdü. Ancak müdahil olduğu tüm çatışmalarda gerilim daha da arttı ve bu krizlerin temel nedenleri çözümsüz kalmaya devam etti. ABD’nin doğrudan desteğiyle yeni çatışma alanları ortaya çıktı; bunların ilki Venezuela, son örneği ise İran oldu.

Trump, Gazze “Barış Kurulu”nu kurarak BM ilkelerine aykırı bir adımla 2026 yılına başladı. BM üyesi bir ülke olan Venezuela’nın devlet başkanını yatak odasından kaçırdı ve kendisini ülke yönetimi üzerinde “vesayet makamı” ilan etti. Ardından, İran’a savaş açarak Körfez müttefiklerinde derin siyasi, ekonomik ve sosyal tehditler yarattı.

İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana ABD, yürüttüğü savaşları ahlaki ve yasal çerçevelerle desteklemeye çalıştı. Ancak mevcut savaşta, ABD’nin İsrail ile birlikte İran’a karşı yürüttüğü çatışmada, bu tür bir ahlaki gerekçe ve uluslararası bir yetkilendirme bulunmamaktadır. NATO bile bu meseleye karışma niyetinde olmadığını açıkladı. ABD’nin bazı müttefikleri de savaşa katılmayı reddetti. Böylece ABD ve İsrail, uluslararası bir koalisyon olmaksızın saldırılarını sürdürdü.

İran, ABD’nin hava saldırılarının ardından, savaşın başlarında Tahran ve diğer bölgelerde yaygın yıkıma yol açması nedeniyle eylemleri için “meşru müdafaa” gerekçesi sundu. Bu saldırılar, yoğun nüfuslu yerleşim alanları ve okullar gibi hassas tesisleri hedef aldı. ABD’nin hava saldırıları, İran’ın siyasi ve askeri figürlerini hedef alarak gerilimi artırdı.

Milletler Cemiyeti’nin tarihine bakıldığında, bazı devletlerin attığı adımlar ve örgütten çekilmeleriyle sarsıldığı görülüyor. 1931 yılında Japonya’nın Mançurya’ya yönelik saldırısını durduramayan Milletler Cemiyeti, yalnızca Japonya’yı üyelikten çıkardı. Benzer bir durum, İkinci Dünya Savaşı öncesinde de yaşandı. Bu süreç, BM’nin de varoluş nedenini kaybetmeye başladığını gösteriyor. Savaşları önlemek için müdahale edemiyor ve devletlerin sistem dışına çıkma eğilimlerine karşı koyamıyor.

Filistin’de UNRWA’nın varlığını sürdürememesi ve Lübnan’daki UNIFIL güçlerinin artan İsrail saldırılarına karşı korunamaması, BM’nin zafiyetine örnek teşkil ediyor. Bu durum, Milletler Cemiyeti’nin son günlerinde karşılaştığı sorunlara benzer. BM, barış ve güvenliği sağlama konusundaki en önemli rolünü yerine getiremiyor.

İran’a yönelik savaş, karmaşık bir tablo ortaya koyuyor. Körfez ülkeleri, dahil olmadıkları bir savaştan etkileniyor. Kendi topraklarına yönelik saldırıları kınayan Körfez ülkeleri, İsrail ve ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü savaşı kınamaktan kaçınıyor. Bu durum, BM’nin temel görevlerinden biri olan üye ülkelerin barış ve güvenliğini sağlama konusundaki en önemli rolünü yerine getirememesinin açık bir örneğidir. BM, enerji ve uluslararası ticaret gibi alanlarda önemli bir etkiye sahip olmasına rağmen, bu gelişmelere karşı kayda değer bir müdahalede bulunmamıştır.

Sonuç olarak, dünya savaşlarından önce yaşanan ve şu anda yaşananlara benzer motivasyonlarla başlayan anlar, büyük bir dünya savaşının patlak vermesi durumunda BM’nin en çok etkileneceği gerçeğini ortaya koymaktadır. BM, ya kalıntıları üzerine yeni bir örgüt kurulacak ya da kükremesiyle peşindekileri korkutamayan bir “kağıttan kaplan” haline gelecektir!

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu