Gaybi Yardımlar ve Müslümanların İmanı Üzerine Düşünceler
Ramazan Kayan, gaybi yardımların kaybını iman zafiyetiyle ilişkilendiriyor ve bu durumun aşılması için sahih bir İslami duruş gerektiğini vurguluyor.
Ramazan Kayan / Milat Gazetesi
Gaybi Yardımların Anlamı
1967 yılı, Ortadoğu’da Arap devletlerinin Siyonist İsrail’e karşı askeri bir birlik oluşturduğu bir dönemdi. O zamanlar İsrail, bugünkü gücüne sahip değildi. 6 Gün Savaşları başladığında, İsrail, Arap güçleri harekete geçmeden önce ani bir saldırı ile savaşı kazandı. Bu durum, Araplar için büyük bir hezimetle sonuçlandı ve Kudüs, Batı Şeria ile Golan Tepeleri’nin işgali gerçekleşti. O günden bu yana, Filistin’de Müslümanların yaşadığı hüzün ve acı dinmedi.
Savaş sonrası günlerde Mısır’da, eserlerinden faydalandığımız ünlü İslam âlimi Prof. Dr. Muhammed Ebu Zehra, Ezher Üniversitesi’nde ders vermekteydi. Öğrencileri, üstat Ebu Zehra’ya şu soruyu yönelttiler: “Efendim, Kur’an-ı Kerim’de birçok ayette, özellikle Tevbe/26. ayette, Müslümanlarla kâfirler arasında çıkan savaşlarda Allah’ın gaybi yardımlarını, görünmez ordularını göndereceğinden bahsediliyor. Ancak son savaşta, ne gaybi yardımlar ne de görünmez ordular devreye girdi ve acı bir hezimet yaşandı. Bu ayeti nasıl anlamalıyız?”
Üstat Ebu Zehra, yüreğindeki acı gerçeği şu şekilde ifade etti: “Eğer Allah (cc) Kur’an’da Müslümanlara melek ordularıyla yardım edeceğini vaat etmişse, mutlaka yardım etmek için melekler gelmiştir; fakat savaş alanında kimin Müslüman kimin Yahudi olduğu belli olmadığı için geri dönmüşlerdir.” Bu cevap, ümmetin gerçeklerine bir ayna tutuyor ve kendimizle yüzleşmemizi sağlıyor.
Bugün, Müslümanların safları karışmış durumda. Kimlikler, çizgiler ve renkler birbirine girmiş. Hakkın ve batılın birbirine karıştığı, dostla düşmanın ayırt edilemediği bir ortamdayız. İman, adeta bir zulüm haline gelmiş. Flu hayatlar ve gri kimlikler artık sıradanlaşmış. Kimyadaki terimlerle ifade edecek olursak, renksiz, kokusuz ve tatsız Müslümanlar ortaya çıkmış durumda.
Bir din mühendisliği projesi olarak “Euro-İslam”, “Demo-İslam”, “Protestan-İslam” kavramları gündeme getirilmiş. En temel ve değerli İslami kavramlarımız sulandırılmış ve bulanık hale getirilmiş. Cihad, cemaat ve şeriat gibi kavramlar, sakıncalı olarak nitelendirilmiştir. Bu karmaşa, Müslümanların kararlılık ve tutarlılığını zedelemiştir. Kafa karışıklığı, kimlik travmasına ve karakter krizine yol açmıştır.
Peki, bu belirsizlik ve karmaşa neyin sonucudur? Bu hercümerci nasıl yorumlayabiliriz? Kalplerdeki kasveti, ruhlardaki gafleti ve zihinlerdeki ataleti nasıl giderebiliriz? Görünen o ki, helale haram, amele riya, kalbe nifak ve söze yalan karıştığında Müslümanların tılsımı bozulmuş. Faizin karışmadığı bir kazanca hasret kaldık. Kadın ve erkeklerin kontrolsüz bir şekilde birbirine karışması, kalp duyarlılığını köreltti. Toplumu değiştirmek için kalabalıklara karıştık, fakat bir de baktık ki “uydum kalabalığa” anlayışı içerisinde kayboluyoruz.
Kafa karışıklığından kurtulmak için çözüm nedir? Yeniden iman, ilim, ihlas, itikat ve takva diyoruz.




