Kanser Riskini Azaltmanın Etkili Yolları
Kanser riski nasıl azaltılır? Sağlıklı yaşam alışkanlıkları ve düzenli taramalar ile kanserden korunmanın yolları.
Her yıl milyonlarca insanın hayatını etkileyen kanser, kalp-damar hastalıklarının ardından dünyada en sık ikinci ölüm nedeni olarak öne çıkıyor. Sağlıklı yaşam tarzı ve düzenli sağlık kontrolleri, bu olumsuz durumu değiştirmede hayati bir rol üstleniyor.
Dünya genelinde ölüm nedenleri incelendiğinde, kalp ve damar hastalıklarının ardından kanserin geldiği görülüyor. Her yıl binlerce insan bu hastalık nedeniyle hayatını kaybediyor ve bu durum giderek daha da kötüleşiyor. Uluslararası araştırmalar, kanser vakalarının sayısının artmaya devam edeceğini gösteriyor. Mevcut verilere göre, 2050 yılına kadar dünya genelinde 30 milyondan fazla yeni kanser vakası beklenirken, kanser nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısının 18 milyonu aşması öngörülüyor.
Türkiye’de de durum pek farklı değil; her beş ölümden biri kanser kaynaklı. Tıptaki gelişmelere rağmen, uzmanlar hastalığa yakalanmamak için alınacak önlemlerin önemine dikkat çekiyor. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden İç Hastalıkları, Tıbbi Onkoloji ve Tümör İmmünolojisi Uzmanı Prof. Dr. Nebi Serkan Demirci, kanserden korunma yollarını şu şekilde açıklıyor:
“İleri evre akciğer kanserinde 2010 yılında 5’inci yılın sonunda hastaların yalnızca yüzde 4’ü hayattayken, günümüzde immünoterapiler sayesinde bu oran belirli bir hasta grubunda yüzde 30-35’lere çıkmış durumda. Yani her 3 hastadan biri, 5 yıldan uzun süre yaşayabiliyor.”
Prof. Dr. Demirci, kanserlerin yaklaşık üçte birinin önlenebilir nedenlerden kaynaklandığını belirterek, tütün ürünlerinden uzak durmanın önemini vurguluyor. Sigara ve diğer tütün ürünlerinin sadece akciğer kanserine değil, birçok kanser türüne yol açtığını ifade ediyor. Ayrıca, obezite ve hareketsiz yaşamın da kanser riskini artırdığına dikkat çekiyor ve sağlıklı beslenme ile düzenli fiziksel aktivitenin gerekliliğini dile getiriyor.
Alkol tüketiminin de kanser riskini artıran önemli bir faktör olduğunu belirten Demirci, Dünya Sağlık Örgütü verilerine atıfta bulunarak aşırı alkol tüketiminin meme, karaciğer ve sindirim sistemi kanserleri gibi birçok hastalığın nedeni olduğunu vurguluyor.
İşlenmiş gıdaların kanser riskini artırdığına da dikkat çeken Demirci, sucuk, salam ve sosis gibi ürünlerin başlıca kanserojenler arasında yer aldığını kaydediyor. Bu tür gıdaların, özellikle yemek borusu ve mide kanseri riskini önemli ölçüde artırdığını belirtiyor. Ayrıca, güneş ışınlarının cilt kanseri açısından risk oluşturduğunu ve yaz aylarında güneşin en dik geldiği saatlerde uzun süreli maruziyetten kaçınılması gerektiğini hatırlatıyor.
Erken teşhis, kanserle mücadelede büyük bir öneme sahip. Prof. Dr. Demirci, düzenli sağlık kontrollerinin hastalıkla mücadelede kritik bir rol oynadığını belirtiyor. Türkiye’de meme, kalın bağırsak ve rahim ağzı kanserlerine yönelik tarama programlarının yaygın olduğunu hatırlatarak, bu taramaların aksatılmaması gerektiğini ifade ediyor. Kanser Erken Teşhis Tarama ve Eğitim Merkezleri (KETEM) ülke genelinde birçok ilçede bulunuyor ve bu merkezlere başvurmanın erken teşhis için büyük fayda sağladığını belirtiyor.
Prof. Dr. Demirci, kadınların 40 yaşından itibaren yılda veya iki yılda bir mamografi çektirmesi gerektiğini, bu testin kanserle ilgili ölümleri azaltmada önemli bir rol oynadığını vurguluyor. Ayrıca, rahim ağzı kanseri için kadın doğum hekimine başvurulması gerektiğini, kalın bağırsak kanseri için ise 50 yaşından sonra 10 yılda bir kolonoskopi yapılması gerektiğini hatırlatıyor.
Kanser tedavisindeki gelişmelere de değinen Demirci, erken evrelerde tedavi başarı oranlarının yükseldiğini belirtiyor. Ancak bazı hastaların bitkisel ürünlere yönelmesinin tedavi sürecine zarar verebileceğini ifade ediyor. Bitkisel ürünlerin kanseri tedavi ettiğini gösteren bilimsel kanıtların bulunmadığını, bazı ürünlerin yalnızca tedaviye bağlı yan etkileri hafifletebileceğini belirtiyor. Kontrolsüz kullanılan bitkisel ürünlerin ciddi yan etkilere yol açabileceğini ve tedavi sürecini olumsuz etkileyebileceğini vurguluyor. Bu nedenle, hastaların yaşam konforunu artıracak ürünlerin yalnızca güvenli ve bilimsel bir şekilde kullanılmasının önemine dikkat çekiyor.




