Ali Bulaç’ın Argümanlarına Cevap: Sünnilik ve Şiilik Üzerine

Ali Bulaç’ın argümanlarına karşı yapılan eleştiriler ve Sünnilik ile Şiilik arasındaki tartışmalar detaylı bir şekilde ele alınıyor.

İsrail ve İran Arasındaki Çatışma Üzerine Düşünceler

İsrail ve ABD’nin Siyonist ittifakı ile İran arasındaki savaş bağlamında, tarafımızı belirgin bir şekilde ortaya koymalıyız: Biz, İran’ın yanında yer alıyoruz. Siyonist güçlere karşı duruşumuzu netleştirirken, İran ile geçmişte yaşadığımız mezhepsel ve tarihsel sorunları bir kenara bırakıyoruz. İslam dünyasında yapılan anketler, bu görüşün geniş bir destek bulduğunu ortaya koyacaktır. Savaşları sadece toprak işgali veya insani trajedi olarak değerlendirmek yetersizdir; günümüzdeki sömürü düzeninin etkisiyle savaşların sonuçları daha karmaşık bir hal almıştır.

Bu savaşların siyasi, dini, ekonomik ve uluslararası ilişkiler açısından birçok yansıması vardır. Ancak burada, bu savaşları bahane ederek bir medeniyeti hiçe sayan ve samimi bir duruş sergilemek yerine Şii propagandasına dönüşen zihniyetler üzerinde durmak istiyorum. İran devriminden sonra, İran, İslam’ı değil, kendi Şii hinterlandını oluşturma çabalarına yöneldi ve Müslümanlar arasında Şii mezhebini yaymaya çalıştı. Daha önce Şii nüfusun olmadığı ülkelerde yapay Şii gruplar oluşturdu. Türkiye’de özellikle Kürtler arasında var olmayan bir Şii topluluğu oluşturmayı başardı.

Bazı İran yanlısı aydın ve yazarlar açıkça Şii olduklarını ifade ederken, bazıları ise kimliklerini gizleyerek farklı yöntemlere başvurdular. Hadis inkârcılığı ve Ehl-i Sünnet değerleriyle çatışma gibi yollarla bu propagandayı sürdürdüler. İran, bu Şii propagandası için üç temel argüman geliştirdi: Hadis inkârcılığı, tarihsel olayları çarpıtarak kullanma ve Ehl-i Sünnet ile Emevileri aynı kefeye koyarak Emevilerin Ehl-i Sünnet’in oluşumundaki rolünü abartma. Bu şekilde, Emevî dinî söylemini yeniden inşa ettiler.

Oysa Emevîler, bir devletti ve Ehl-i Sünnet önderlerine baskı uyguladıkları gerçeği göz ardı ediliyor. Hz. Ali, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin ve İmam Cafer-i Sadık gibi isimler Ehl-i Sünnet’in önemli figürleridir ve ne Şii’ydiler ne de Şiiliğin yayılması için bir çaba içinde oldular. Ancak bazı çevreler, tarihsel ve dini tutarlılığı olmayan argümanlar üreterek Sünnileri Şiileştirme çabasına girdiler. Sünnilik, İslam’ın özüdür ve kaynağını Kur’an ve onun pratiğe döküldüğü Peygamber’in sünnetinden alır. Ali Bulaç Hoca, Şii propagandası niteliğindeki bir konuyu temelsiz bir şekilde ele alarak Hz. Muaviye ve Emeviler üzerinden Ehl-i Sünnet’e saldırmıştır.

Ali Bulaç Hoca, “İslam’ın doğuşunu takip eden ilk asırda vuku bulan olaylar, bu olayların derin etkisi altında oluşan olgulardır” diyerek Emeviler ile Ehl-i Sünnet’i özdeşleştiriyor. Hoca, tarafsız olmadığını belirtirken, hangi mezhepten olduğunu açıkça ifade etmiyor. “Sünni, Selefi, laik vs. halkı Müslüman ülkelerin bu gurur kırıcı tutumunun tarihi kaynaklarına indiğimizde, ilk asır Müslümanlarının yaşadığı tecrübe karşımıza çıkar” diyor. Ancak Şiiliğin baş aktörünü belirtmiyor.

Hoca, “Muaviye, resmî toplum tarafından kurumsallaşmış Sünniliğin her dönemde korunan sosyo-politik rehberidir” diyerek bu vurguyu tekrarlıyor. Ayrıca, “Sünnî fıkhî ve kelâmî ekollerin meşruiyetine dayandıklarını iddia edip Şiiliği neredeyse İslam dairesinin dışına çıkarmaya çalışanların öne sürdükleri yegâne dişe dokunur argüman, bazı müfrit Şiilerin ashâba, özellikle ilk üç halifeye ve Hz. Aişe’ye zem ve sebbetmeleri” ifadesiyle Sünniliğin hakikat değil, sadece bir iddiadan ibaret olduğunu öne sürüyor. Hoca, Şia’nın bidatlarının üstünü örtmeye çalışıyor. Ancak bu bidatların bir kısmı İmamiye Şiası’nın temel kaynaklarında açıkça yer alıyor.

Ali Bulaç Hoca, tekfircilik konusunda en mutedil ve ilmî yaklaşımın Ehl-i Sünnet’e ait olduğunu bilmektedir. Ehl-i Sünnet, kendini İslam’a nispet edenleri üç gruba ayırır: Dinin özünden sapmayan Ehl-i Sünnet, itikadî konularda sapmalar gösteren Ehl-i Bidat ve dinin temel esaslarını inkâr eden Ehl-i Dalâlet. Ehl-i Sünnet, Ehl-i Bidat’ı mümin Müslüman olarak görürken, Ehl-i Dalâlet’i Müslüman olarak kabul etmez.

Ali Bulaç Hoca’nın yazılarına karşı bir red yapmaya kalksam, bu bir makale değil, neredeyse bir kitap yazmamı gerektirecektir. Bu kadarıyla yetinmek daha uygun olacaktır. Umarım bir gün Hoca, bu görüşlerinden döner.

M. Emin CAN

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu