İsrail Cezaevlerinde Yaşanan İşkenceler ve Tanıklıklar
Filistinli esirlerin maruz kaldığı işkenceler, tanıklıklarla gün yüzüne çıkıyor. Uluslararası hak örgütleri cezaevlerini ‘vahşet laboratuvarı’ olarak nitelendiriyor.
Filistinli esirlerin maruz kaldığı insanlık dışı muameleler, hayatta kalanların anlatımlarıyla gün yüzüne çıkmaya devam ediyor. İşkence yöntemlerinin çeşitliliği ve tıbbi ihmallerin bilinçli bir cezalandırma aracı haline gelmesi, uluslararası insan hakları örgütlerinin cezaevlerini “vahşet laboratuvarı” olarak tanımlamasını haklı çıkarıyor.
Eski esir İmad Ebu Nebhan, iki yıllık esareti süresince 15 gününü vücut ölçülerine göre hazırlanmış dar bir tahta kutu içinde geçirdiğini ifade etti. İş birliği teklifini reddettiği için bu yönteme maruz kalan Nebhan, “Yaşayan bir ölü gibiydim. Yemekler kutudaki küçük bir delikten boruyla ağzıma akıtılıyordu; ölmeyeyim ki sorguya devam edebilsinler diye” şeklinde konuştu. Psikolojik işkence kapsamında ailesinin öldürüldüğü yalanıyla karşılaşan Nebhan, tahliye edilmesine rağmen hâlâ ağır psikolojik etkilerle mücadele ediyor.
Adil Sabih’in hikayesi ise başka bir dehşeti gözler önüne seriyor. Gazze’deki Şifa Hastanesi’nde bacağındaki kırık için tedavi beklerken gözaltına alınan Sabih, sorgu sürecinde kasıtlı olarak yaralı bölgesine darp edildiğini belirtti. Tedavi edilmek yerine Soroka Hastanesi’ne götürülen Sabih, burada baskı ve şiddet altında bacağının kesilmesine dair belgeleri imzalamaya zorlandığını aktardı. Sabih, 54 gün içinde kendisine “deney” gibi uygulanan 26 farklı cerrahi operasyon yapıldığını ve sağlıklı bir şekilde tedavi edilebilecek bacağını bu süreçte kaybettiğini ifade etti.
Güvenlik gerekçesiyle ismini “Ali” olarak değiştiren bir başka eski esir, Sedi Timan toplama kampında yaşadıklarını paylaştı. Yaklaşık 30 askerin koğuş baskını sırasında rastgele seçildiğini belirten Ali, duvar kenarına dizilerek özellikle hassas bölgelerine coplarla dakikalarca vurulduğunu anlattı. Bu saldırı sonrası yürüyemez ve oturamaz hale geldiğini vurgulayan Ali, tıbbi yardım taleplerinin ise karşılıksız kaldığını belirtti.
İsrail’in Negev (Nakab) Hapishanesi’nde kalan esirler, tıbbi ihmalin boyutlarını çarpıcı bir örnekle gözler önüne seriyor. Vücutlarında bakteriyel iltihaplar ve çıbanlar çıkan esirler, doktor göremeyince banyoda demir parçalarını ateşte kızdırarak kendi yaralarını dağlamak ve cerahatleri boşaltmak zorunda kalmışlar. Uzmanlar, bu sistematik baskı ve işkence rejiminin bireysel bir öfke değil, esirlerin iradesini kırmak amacıyla yürütülen kurumsal bir devlet stratejisi olduğuna dikkat çekiyor.




