Ruhun Tekamülü ve İslam Düşüncesi Üzerine Yeni Bir Bakış
Ruhun tekamülü ve İslam düşüncesinin doğası üzerine derinlemesine bir inceleme.
İslam öncesi dönemde Hindistan ve Yunan felsefelerinde ortaya çıkan bir düşünce, ruhun varlığına dair farklı bir bakış açısı sunuyordu. Bu anlayışa göre, insan ruhu önce başka bir âlemde tam ve mükemmel bir şekilde yaratılmış, daha sonra bedenine hapsedilerek dünyaya gönderilmiştir. Bu durumda ruhun özgürlüğü için bu bedensel kafesin kırılması gerektiği savunuluyordu.
Kur’an-ı Kerim, Müminin suresinde bu konuya dair oldukça dikkat çekici bir ifade kullanmaktadır. Sadr’ul Mutaallihin, bu ayetlerden ruhun maddeden yaratıldığını, soyut ve kalıcı bir varlık olduğunu anlamıştır. Müminin suresinde insanın yaratılışı aşama aşama anlatılmaktadır; insanın balçık mayasından yaratılması, ardından su, kan pıhtısı, et ve kemik aşamalarının geçmesiyle devam eden bir süreç söz konusudur.
Bu ayetlerin hemen ardından gelen ifadeler, ruhun başka bir yaratılışla meydana getirildiğini belirtmektedir. Bu durum, ruhun soyut bir varlık olduğunu, ancak maddeden kaynaklandığını göstermektedir. Yani ruh, bildiğimiz madde âleminin bir parçası olarak, farklı bir yaratılış biçimine sahiptir. Daha açık bir ifadeyle, ruh başka bir âlemden gelmiş ve bu dünyaya hapsedilmiş değildir; o da bu âlemin bir parçasıdır.
Eğer ruh maddeden yaratıldıysa, o zaman onun kökeni de doğa ve dünyadır. Bu bağlamda, ruh aslında zindanda değil, ana kucağındadır; doğanın kolları arasında yaşamaktadır. Tabiat, insan ruhunun annesi olarak kabul edilir ve insan, doğanın kucağında yaşamaktadır. Bu durumda, insanın burada, bu doğa âleminde olgunlaşması ve gelişmesi beklenmektedir. Önceden olgunlaşmış bir ruh anlayışı, İslami düşünce ile çelişmektedir.
İslami düşünce, dünyayı insanoğlunun zindanı ya da kafesi olarak değil, onun annesi olarak görür. İnsan, doğanın kollarında büyümeli, olgunlaşmalı ve yücelme yolunu seçmelidir. Aksi takdirde, yalnızca doğanın bir parçası olarak kalacak ve ruhsal olarak yükselemeyecektir. Kur’an-ı Kerim’de de belirtildiği gibi, eğer kişi yükselemiyorsa, bu dünya onun için cehenneme dönüşebilir. Bu durumda, doğa ya da dünya, kişinin sığınacak yeri değil, cehennem uçurumudur.




