Batı Libya’da Silahlı Gruplar Devlet Otoritesine Karşı Geliyor
Zaviye’de İHA’larla gerçekleştirilen saldırılar, Batı Libya’daki silahlı grupların güç dengelerini sorgulatıyor.
Libya’nın batısındaki Zaviye kentinde petrol tesisleri ve kritik altyapının insansız hava araçlarıyla hedef alınması, ülkenin batısındaki silahlı grupların fiili kontrolü konusundaki belirsizlikleri yeniden alevlendirdi. Trablus’un batısında yer alan bu kentte, son iki gün içinde gerçekleştirilen üç saldırı, Zaviye ile komşu Sorman kenti arasındaki silahlı gruplar arasındaki çatışmaların ardından gerçekleşti.
Saldırıların sorumluluğunu üstlenen herhangi bir grup henüz ortaya çıkmadı ve bu olayların doğrudan sebepleri de netleşmedi. Ancak, bu gelişme, Batı Libya’daki karmaşık güvenlik durumunu yeniden gözler önüne serdi. Bölgedeki silahlı grupların çoğu, Savunma ve İçişleri bakanlıkları ya da diğer resmi kurumlarla farklı seviyelerde bağlantılara sahip. Bununla birlikte, bu gruplar kendi liderliklerini, konuşlanma alanlarını ve ittifaklarını korumakta ısrar ediyor.
Bu durum, Trablus çevresindeki en etkili güçlerin kimler olduğu ve başkente giden önemli yollar ile kritik tesislerin bulunduğu bölgelerdeki rollerinin nasıl iç içe geçtiği sorularını gündeme getiriyor. Zaviye’nin stratejik önemi, burada bir petrol rafinerisi ve önemli altyapıların bulunmasından kaynaklanıyor. Kent, aynı zamanda sahil yolunu ve başkente giden önemli geçiş noktalarını kontrol eden bir konumda yer alıyor.
El Cezire’de yer alan bir habere göre, Zaviye’deki yerel güçlerin hesapları, Trablus çevresindeki daha geniş nüfuz mücadelesi ile kesişiyor. Bu nedenle, kentteki gerilim, münferit bir olay olarak değil, batı sahilinden başkente ve başkentin girişlerine kadar uzanan daha geniş bir güvenlik bağlamının parçası olarak değerlendirilmelidir.
Libya’nın batısında, Savunma ve İçişleri bakanlıkları ya da diğer resmi kurumlarla bağlantısı bulunan birçok silahlı yapı mevcut. Ancak, bu resmi bağlantılar, birleşik bir askeri komuta zincirinin var olduğu anlamına gelmiyor. Bu gruplar, kendi liderliklerini, konuşlanma alanlarını ve çıkar ağlarını korumakta ısrarcı.
Bu durum, ülkenin tek bir merkezden yönetilen birleşik bir ordu veya güvenlik teşkilatı tarafından kontrol edilmediğini, bunun yerine başkent ve çevresindeki şehirlerde yetki ve nüfuz alanları kesişen yerel ve askeri güçlerin belirleyici olduğunu gösteriyor. Mahmud Hamza’nın komuta ettiği 444 Muharebe Gücü, Libya’nın başkentindeki silahlı yapılar arasında en etkili olanlardan biri. Bu güç, Abdulhamid Dibeybe başkanlığındaki Ulusal Birlik Hükümeti’nin Savunma Bakanlığı’na bağlı ve Trablus’un orta ve güney kesimlerinde konuşlanmış durumda.
Abdüsselam ez Zubi’nin komuta ettiği 111. Mürettep Tugayı da dikkat çeken bir diğer güç. Bu tugay, özellikle Trablus’un güneybatısında etkinlik gösteriyor. Bu iki güç, son yıllarda Dibeybe’ye yakın askeri kampın temel unsurlarından biri haline geldi. Misrata’daki ‘Müşterek Güç’ ile İçişleri Bakanı İmad Trablusi ve kardeşi Abdullah’a bağlı ‘Genel Güvenlik Teşkilatı’ da bu kamp içerisinde değerlendiriliyor. Ancak, bu siyasi saflaşma, söz konusu yapıların tek bir güç veya birleşik bir askeri yapı olarak hareket ettiği anlamına gelmiyor; yalnızca siyasi ve askeri ilişkiler haritasındaki konumlarını ortaya koyuyor.
Trablus’un doğu ve güneydoğusunda, Mitiga Havalimanı’nı kontrol eden Abdurrauf Kara’nın komuta ettiği Red Gücü de dikkat çekiyor. Mayıs 2025’te, Trablus’un önemli silahlı liderlerinden Abdulgani el Kikli, daha çok ‘Gniva’ olarak bilinen isim öldürüldü. Bu durum, ‘İstikrarı Destekleme Teşkilatı’nın hızla çökmesine neden oldu ve 444 Gücü ile 111. Tugay, başkentin Ebu Selim bölgesi ve diğer mahallelerdeki mevzilerin kontrolünü ele geçirdi.
Ancak bu değişim, silahlı yapıların çokluğunu ortadan kaldırmadı. Red Gücü ile yaşanan çatışmalar, Trablus içindeki nüfuz haritasını yeniden şekillendirdi. Ancak, silahlı yapıların varlığı sona ermedi ve bunları bir araya getiren birleşik bir askeri komuta zinciri de oluşturulmadı. Nüfuz haritası, başkentin merkeziyle sınırlı değil. Misrata’dan gelen yapılar ile Beşir Halefullah’ın komuta ettiği Rahbetü’d-Duru Taburu, Taçura’daki doğu geçişlerini kontrol ederken, ‘El Far’ olarak bilinen Muhammed Bahrun’un komuta ettiği Birinci Destek Gücü, Zaviye kentini ve doğuya, Trablus’a uzanan kritik hattı kontrol ediyor.
Zaviye’de ise Bahrun liderliğindeki Birinci Destek Gücü öne çıkıyor. Bu güç, kentte ve başkente doğuya doğru uzanan yol üzerinde nüfuz sahibi. Bu coğrafi dağılım, yolların ve başkent girişlerinin güvenlik denklemindeki merkezi önemini gösteriyor. Nüfuz, yalnızca mahallelerdeki varlıkla değil, Trablus’u çevredeki sahil ve iç kesimlerde bulunan kentlere bağlayan geçişlerin ve ana güzergahların doğrudan kontrolüyle de bağlantılı.
Libyalı siyasi analist Senusi İsmail, İHA’ların çatışmalara dahil olmasının savaşın seyrinde tehlikeli bir dönüşümü temsil ettiğini belirtiyor. İsmail, gerilimin batı sahilinde yayılabileceği ve hızlı bir şekilde kontrol altına alınmadığı takdirde Trablus’a taşınabileceği konusunda uyarıyor. Bu çatışmayı, nüfuz, kaynaklar ve başta Zaviye rafinerisi olmak üzere kritik tesisler üzerindeki rekabete bağlıyor. Saldırıların tehlikesi ise silahlı gruplar arasındaki çatışmaların ekonomik tesisler ve sivillerin hayatı açısından doğrudan bir tehdide dönüşmesinde yatıyor.
Zaviye’deki İHA saldırılarının sorumluluğunu üstlenen bir taraf bulunmamasına rağmen, güç haritası, Batı Libya’daki kritik tesislerin korunmasının, bu yapıların resmi kurumlara bağlılık düzeylerindeki farklılık ve nüfuz alanlarının iç içe geçmesi nedeniyle ciddi bir sorun olduğunu gösteriyor. Siyasi söylemlerde birleşik bir askeri kurum oluşturulmasından bahsedilirken, sahadaki tablo, açık bir komuta zincirine sahip, başkentin ve çevresinin yanı sıra kritik tesislerin kontrolünü sağlayabilecek birleşik bir güvenlik teşkilatı oluşturmanın önündeki zorlukların derinliğini ortaya koyuyor.
Kaynak: Mepa News




