Reyting Mahkemesinde Cezalar Ödeniyor, Ahlaksızlık Devam Ediyor
Reyting mahkemesi, para cezaları keserek ahlaksız içeriklerin yayılmasına göz yumuyor. Aile değerleri tehdit altında.
Mustafa Sabri Beşer / STAR
Bir sosyal medya paylaşımında “Anlaşılan ‘Aile Yılı’ sona erdi…” ifadesine rastladım. Bu paylaşımın konusu bir televizyon dizisiydi. Diziye dair izlenimlerimi derinlemesine inceledim.
Daha önce gündüz kuşağındaki rezaletlere tepki gösterirken, akşam kuşağında benzer bir içeriğin farklı bir şekilde karşımıza çıktığını görmek beni rahatsız etti.
Dizide üç hamile kadın yer alıyor ve dikkat çekici bir şekilde, hiçbiri kocasından hamile değil. İçlerinden biri, nikahsız sevgilisinden olan çocuğu için “Allah’ım sana şükürler olsun” diyebiliyor.
Bu durum, sadece bir dramatik anlatım değil, aynı zamanda kutsal olanı necis bir içerikle örtbas etme çabasıdır.
Bu tür rezilliklerin denetim merkezlerine bildirildiğine dair haberler mevcut, ancak sonuçlar hayal kırıklığı yaratıyor.
Geçen gün haykırdım, bugün de aynı şekilde devam ediyorum; gerekirse herkesle tartışmaya gireceğim! Sosyal medyada bir alimi linç edenler, şimdi neden bu rezaletlere sessiz kalıyor?
Toplum olarak bir cinnet halindeyiz; psikopat ve sosyopat bir duruma sürüklenmiş durumdayız.
Uzmanlar, gündüz kuşağındaki bu tür programların aile yapısını tehdit ettiğini ve reyting uğruna topluma zarar verdiğini belirtiyor. Zihinler olumsuz etkileniyor ve “Bu normalmiş” algısı yayılıyor.
Bu programlar, adaletin sağlandığı yerler olarak tanıtılıyor, ancak arka planda karanlık bir yapı çalışıyor.
Aynı kanalda farklı sunucuların yer aldığı gündüz kuşağı programlarının “reyting mahkemesi” olarak adlandırılması gerektiğini düşünüyorum. Bu programlar, toplumun aklını ve mahremiyetini rehin alıyor.
Bu tür içeriklerin sunucuları, izleyicileri manipüle ediyor ve stüdyolar bir arenaya dönüşüyor. Program sonrası aileler arasında yaşanan sorunlar, suçlar ve cinayetler artıyor.
Bu sistem, insanları birbirine düşürmekte ve mahremiyeti ihlal etmekte ustalaşmış durumda.
Sonra çıkıp “Suç oranları neden düşmüyor?” diye soruyorsunuz. Aile içi şiddetin kaynağına bakmalısınız.
AA’nın haberine göre, programlara kesilen cezalar caydırıcı olmaktan uzak. Para cezası ödeyerek günah işlemeye devam edenlerin bu durumu sorgulanmalı.
Bu, denetim midir? Günahın bedelini ödeyip cehenneme odun taşımak mıdır?
Mahremiyetin ihlali, stüdyolarda özel hayatın sırlarının ifşa edilmesiyle gerçekleşiyor. İzleyiciler, başkalarının skandallarında zevk alır hale getiriliyor.
Bu tür programlar, aile yapısını bozuyor. Kıskançlık duygusu zayıflıyor, aldatma normalleştiriliyor.
Bu durumu “özgürlük” olarak sunanlar var. Özgürlük, insanın mahremiyetini reyting için feda etmek midir?
Sonuç olarak, sözlerle bir şeyler değişmez. Çözüm irade ile mümkündür. Nasıl ki uyuşturucu ve fuhuşla mücadele ediliyorsa, bu ahlaksızlıkla da aynı kararlılıkla mücadele edilmelidir.
Televizyon, evin en dikkat çekici misafiri olarak yer alıyor, ancak aile değerlerini tehdit etmeye devam ediyor.
Aile, konuşulmaz; korunur. Koruma, denetimle başlar ve bu cesaret gerektirir. Cesaretin olmadığı yerde ekran, yaşamlarımızı tehdit etmeye devam eder.
Denetim otoritelerine sesleniyorum: Para cezası kesip “görevimi yaptım” diyerek oturduğunuz yerden düşünün. O içeriklerdeki rezillikler, o stüdyolardaki mahremiyet ihlalleri, sizin aileniz olsaydı yine aynı soğukkanlılıkla mı yaklaşırdınız?
Yoksa dünyayı o ekranın başına mı yıkardınız?




