İsrail’in Bosna Soykırımı’ndaki Rolü: Yeni İddialar ve Gerçekler
İsrail’in Bosna Savaşı sırasında Sırp güçlere silah yardımı yaptığına dair yeni iddialar ve mahkeme belgeleri üzerine bir analiz.
Bosna Savaşı sırasında, soykırım ve savaş suçlarından hüküm giymiş Bosnalı Sırp komutan Ratko Mladić’in ölümü, onun emrindeki güçlere uluslararası destek sağlayan ağlarla ilgili soruları yeniden gündeme getirdi. Mladić, Lahey’de hastanede hayatını kaybetti ve soykırım, insanlığa karşı suçlar ve savaş hukukunun ihlali gibi ağır suçlardan mahkumiyetleri temyizde onanmıştı.
Bu olay, Bosna soykırımının en önemli faillerinden birinin hayat hikayesini sonlandırsa da, uluslararası askeri tedarik ve devletlerin bu süreçteki bilgileri üzerine daha geniş soruları gündeme getiriyor. Özellikle, İsrail’in savaş sırasında Sırp ve Bosnalı Sırp güçlerine askeri yardım sağladığına dair iddialar, hala yeterince araştırılmamış bir konu olarak dikkat çekiyor.
İsrailli insan hakları avukatı Eitay Mack ve soykırım araştırmacısı Yair Auron, İsrail’in eski Yugoslavya’ya yönelik savunma ihracatına dair resmi kayıtların açıklanmasını talep etti. Ancak, İsrail Yüksek Mahkemesi 2016 yılında bu başvuruları reddetti. Mack, o dönemde Bosna’da bulunanların ifadeleri ve yaptıkları araştırmalar doğrultusunda, BM Güvenlik Konseyi’nin ambargosuna rağmen İsrail’in silah gönderdiği sonucuna vardıklarını belirtti.
Mack, dönemin başbakanı Yitzak Rabin’in, Bosna’daki olayları kınaması için hükümete baskı yapan sol partilerle koalisyon içinde olduğunu hatırlatarak, bu dönemdeki hükümetin en solcu yönetim olarak tanımlandığını ifade etti. Ancak mahkeme, 1990-1996 yılları arasında eski Yugoslavya’ya ilişkin savunma ihracat lisansları hakkında bilgi açıklanmasını reddetti ve bunun ulusal güvenliğe zarar verebileceğini öne sürdü.
Bu karar, hesap verebilirlik açısından önemli bir boşluk yarattı. Mahkeme, İsrail’in gerçekleştirmiş olabileceği ihracatın boyutunu kamuoyuna açıklamazken, eski Yugoslavya’nın BM silah ambargosu altında olduğu dönemde, İsrail menşeli ekipmanların Sırp veya Bosnalı Sırp güçlere ulaşıp ulaşmadığına dair soruları da yanıtsız bıraktı. Mack, mahkemenin belgelerin varlığını kabul etmesinin ve bunları gizli tutmayı tercih etmesinin önemli olduğunu savundu.
Mack ve Auron, İsrail askeri teçhizatının Bosnalı Sırp güçlere ulaştığına dair yıllardır dile getirilen iddiaları destekleyen belgeler için bilgi edinme yasası kapsamında başvuruda bulundu. Bu iddialar, BM Güvenlik Konseyi’nin 1991’den 1995’e kadar eski Yugoslavya’ya yönelik resmi silah ambargosu uygulamış olmasından dolayı dikkat çekiciydi. Başvuruda, Bosna’da bulunan gazeteciler ve insani yardım çalışanlarının ifadeleri ile kamuya açık haberler sunuldu.
Sunulan belgeler arasında, 2002’de Hollanda hükümeti tarafından hazırlanan bir rapor da yer alıyordu. Bu raporda, 1992’de Saraybosna’daki Yahudi toplumunun üyelerinin kuşatma altındaki şehirden ayrılmasına Bosnalı Sırp güçlerin izin vermesi karşılığında İsrail silahlarının sağlandığına dair iddialar yer alıyordu. Ayrıca, 1994’te Saraybosna Havalimanı’nda bulunan ve üzerinde İbranice harfler bulunan bir havan mermisi kalıntısına dair soruşturma da raporda belirtilmişti.
Mack, “Vahşete rağmen İsrail, Bosnalı Sırp güçlere mühimmat, havan mermileri, tüfekler ve roketler dahil olmak üzere silah sevkiyatı yapmayı tercih etti” dedi. Başvuruda, Mladić’in günlüklerinde yer alan bazı ifadelere de atıfta bulunuldu. Bu günlüklerde, eski Yugoslav ordu komutanı Momčilo Perišić’in davasında yer alan materyallere göre, Mladić’in aşırı İslam’a karşı bir İsrail iş birliği teklifinden söz ettiği belirtildi.
Mack, mahkemenin bu günlüklerdeki teklifin uygulanıp uygulanmadığını bilmediğini ve bu kanıtı dikkate almadığını ifade etti. Mack’e göre, İsrail’in Bosna Savaşı’na dair mühürlü dosyaları, devlet kurumlarının ağır ihlallerle suçlanan hükümetlere yönelik savunma ihracatının kamu denetimine açılmasına karşı koyduğu daha geniş bir örüntünün parçası.
Mack, daha önce Ruanda’daki soykırım sırasında İsrail’in yaptığı silah ihracatına dair belgeleri elde etmek için yürüttüğü hukuki girişimi de hatırlattı. Bu davada da bilgi açıklanması reddedilmişti. Mack, “Bu durum, uluslararası hesap verebilirlik mekanizmalarındaki zayıflığı yansıtıyor. Soruşturmalar çoğu zaman doğrudan faillere odaklanırken, yabancı hükümetlerin ve silah tedarikçilerinin rolü yeterince incelenmiyor” dedi.
Mack, Bosna’daki gizliliğin yalnızca tarihi bir mesele olarak görülmemesi gerektiğini vurguladı. Davada sunulan kanıtların, artan uluslararası tepkiye rağmen İsrail’in askeri ilişkilerinin sürdüğüne işaret ettiğini belirtti. “Soykırım gerçekleştikten sonra da sevkiyatların sürdüğüne dair kanıtlar vardı. Bu nedenle vardığımız sonuç, İsrail’in savaş yıllarında, Srebrenitsa’da soykırım olarak tanınan katliamdan önce de sonra da işlerini her zamanki gibi sürdürdüğü yönündeydi” dedi.
Mladić, 1995’te Srebrenitsa’da Bosnalı Sırp güçlerin BM tarafından güvenli bölge ilan edilen alanın düşmesinin ardından 8 binden fazla Boşnak erkek ve çocuğu öldürmesi nedeniyle soykırımdan mahkum olmuştu. Mack, hukuki girişimin başarısız olmasının, İsrail’in Bosna Savaşı sırasındaki rolüne dair kamuoyundaki tartışmaları sona erdirmediğini vurguladı. “Hukuki dava başarısız olmuş olsa da, hem İsrail’de hem de dışında, İsrail’in savaşa dahil olduğuna dair bilginin daha yaygın hale gelmiş olması olumlu bir gelişme” dedi.
Mack, İsrail’in silah ihracatı ve güvenlik ilişkileri konusundaki çalışmalarla, birbirinden bağımsız olaylardan ziyade süreklilik gösteren bir devlet uygulamasını ortaya koymayı amaçladığını belirtti. “Yapmaya çalıştığım şey, İsrail kamuoyunun bunların benzersiz koşullar ya da tekil olaylar olmadığını, tüm İsrail hükümetlerinde görülen bir davranış örüntüsü olduğunu görebilmesi için mümkün olduğunca çok olayı gündeme getirmek” dedi. Mack, bu durumu, İsrail’in Gazze’deki soykırımı konusunda hesap verebilirlik eksikliğiyle de ilişkilendirdi.




