Müminler Arasındaki Derece Farklılıkları ve Cennet Anlayışı

Müminler arasındaki derece farkları ve cennet anlayışını derinlemesine ele alan bir inceleme.

Takva gibi erdemlerin, zihinsel kavramlar ya da soyut özellikler olmadığına dikkat çekmek önemlidir. Bu durum, Allah Teâlâ’nın müminler hakkında belirttiği, “Onların kendileri derece derecedirler” ifadesiyle desteklenmektedir. Bu ifade, müminlerin farklı seviyelerdeki takva durumlarını vurgulamakta, ilk cümle daha seçkin bir grubu, ikinci cümle ise orta düzeydeki takva sahiplerini işaret etmektedir.

Başka bir delil ise, ‘mukarreb’ sıfatına sahip olanların ruh hallerinin, cennetteki nimetlerle dolu bir bahçe gibi olduğu anlatan ayettir: “Yakın kılınan (mukarreb olanlardan) kimse, işte odur esenlik, ıtırlı çiçekler ve bol nimetli cennet!” Bu ifade, “Altından nehirler akan cennetler” ifadesine göre daha derin ve zarif bir anlam taşımaktadır. Çünkü birinci grup, ihlâslı ve nadir insanlardan oluşurken, ikinci grup daha orta düzeydeki ihlâs sahipleridir.

Bu konu, diğer ayetlerde de benzer şekilde işlenmektedir. Örneğin, “Rabbine dönüver, sen razı, O da senden razı olarak. Artık kullarımın arasına gir. Gir, cennetime” ayeti, ilk ayete göre daha anlam derinliği taşımaktadır. Ayrıca, “Oraya güven içinde, esenlikle girin!” ayeti de benzer bir şekilde, ilk ayetin sunduğu anlamın daha ince olduğunu göstermektedir.

Bu tür bir terakki, yalnızca soyut bir makama ulaşmak ya da mukarreb meleklerle aynı seviyeye gelmek anlamına gelmez. İnsan, hem tenezzüh hem de teşebbüh özelliklerini barındıran bir varlıktır. Bu özelliğiyle, aynı anda şu ayetlerin kâmil bir örneği olabilir: “Takva sahipleri cennetlerde ve ırmaklardadırlar. Güç sahibi hükümdar ve Yüce Allah’ın huzurunda hak meclisindedirler.” Böylece, insanlardan yalnızca az bir kesim, iki cennete sahip olma ayrıcalığına erişir: Biri, “Cennetime gir” hitabına muhatap olan ‘Cennet-i Lika’, diğeri ise “Altından ırmaklar akan cennetler” ayetinde bahsedilen cennettir. Cennet, yalnızca “Güçlü bir hükümdarın nezdinde” olan cennetlerden ibaret değildir; zira Yüce Allah, “Takva sahipleri cennetlerde ve ırmaklardadırlar” buyurmaktadır.

Orta düzeydeki müminler için sadece bir cennet vardır: Altından ırmaklar akan cennetler; ancak ‘Cennet-i Lika’ onlara ait değildir. Cennet mertebeleri, Kur’an’daki ayet sayısı kadar çeşitlilik göstermektedir. Her bir cennet arasında da önemli mesafeler bulunmaktadır. Dolayısıyla, yüce bir ahlak kazanmak isteyen herkes, Resulullah’a (s.a.a) tabi olmalı ve onun izinden gitmelidir. O, “Rabbim benim ilmimi ziyade eyle” diye buyurmuşsa, onu takip edenler de aynı şekilde “Rabbim benim ilmimi ziyade eyle!” diye dua etmelidir. Hiçbir menzil ile yetinmeden ilerlemeli, “Oku, yüksel” düsturu gereğince sürekli hareket halinde olmalıdırlar.

“Beni yâd edin; ben de sizi yâd edeyim” hitabına muhatap olan kişiler, “Benim size bahşettiğim nimetimi yâd edin” ilkesine uymakla yetinmemelidir. Gözlerinin önünde, “Bu, Allah’ın has kullarının içip, istedikleri yere akıttıkları bir kaynaktır” ayeti dururken, sadece “İyi insanlar ise, kâfur suyu ile hazırlanmış içecek kâselerini yudumlarlar” vaadine odaklanmamalıdırlar. Zira Allah’ın has kullarının içtikleri pınar, saf ve halis iken, ‘ebrar’ (iyi insanlar) içtikleri pınarların bir kısmına başka şeylerin karıştığı içeceklerdir. Dolayısıyla, ‘ebrar’ için ‘şarab-ı memzuc’ (katkılı içecekler) vaat edilirken, ‘mukarreb’ kullar için ‘şarab-ı halis’ vaat edilmiştir. Bu ayrım, diğer bazı ayetlerden de anlaşılmaktadır.

“Onlara karışımında zencefil bulunan kadehler ikram edilir. Bu içecekler, adı Selsebil olan pınardandır.” Ve “Kendilerine rahik-i mahtum (ağzı mühürlü) saf şaraplardan ikram edilir. Hitamı misktir, içildiğinde sonu mis gibi kokar. İşte yarışacaklarsa insanlar, bu cennet devletine konmak için yarışsınlar! Karışımı tesnîmdendir. Bir çeşme ki mukarreb olanlar ondan içerler.” Bu ayetler, ‘ebrar’a ‘tesnim’in kendisi değil, onunla karıştırılmış bir içecek sunulacağına işaret etmektedir. Zira ‘şarab-ı halis’ yani ‘tesnim’ mukarreb kulların nasibidir. Mukarreb bir kul, ebrara göre daha yüksek bir mertebeye sahiptir ve onların ‘kitaplarını’ (amel defterlerini) görebilir. Resulullah’ın (s.a.a) izinden giden bir kişi, “Rableri, onlara tertemiz kılınmış bir şarap ikram etti” ayetini gördüğünde, ‘ebrar’ bir yana, artık ‘mukarreb kulların’ ulaştığı mertebe ile dahi yetinmemelidir. Kur’an-ı Kerim’de yalnızca bir kez ifade edilen, benzeri bulunmayan ve Allah’ın ihlâs ehli kullarına lütfunun bir açıklaması niteliğindeki bu ayetle ilgili birkaç önemli noktaya değinmek gerekmektedir.

1. Allah’ın saki (ikramda bulunan) konumunda olduğunu gösteren tek yer, bu ayettir: “Rableri onlara ikram eder!” Oysa diğer ayetlerde “İkram olunurlar” ifadesi kullanılmaktadır.

2. Söz konusu içecek için ayette bir kadeh, piyale ya da herhangi bir kaptan bahsedilmemektedir. Çünkü hiçbir kap, onu içine sığdıramaz. Zira sakisinin Allah olduğu bir içecek için hiçbir sınır, miktar ve ölçü öngörülemez. Ancak diğer ayetlerde bahsedilen içecekler için aynı zamanda bir kaptan da söz edilmiştir.

3. Bu içecek için, bir pınar ya da kaynak belirtilmemiştir. Fakat ebrar ve mukarreb kullar için vaat edilen diğer içecekler için bir pınar ve kaynaktan bahsedilmiştir.

4. Bu içecek, diğer içeceklere isnat edilmeyen bir vasıfla tanımlanmıştır; ‘tahur’ (tertemiz) sıfatı. Kendisi de bu içeceğin lezzetini tatmış olan İmam Sadık (a.s), bu tabirin tefsirinde şöyle buyurmuştur: “Yani bu içecek onları, Allah’ın dışındaki her şeyden arındırır!”

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu