Gazze’nin Geleceği: Direniş ve Uluslararası Baskılar
Gazze’deki direnişin geleceği ve uluslararası baskılar üzerine yapılan analizler.
Gazze’de yaşanan savaşın ardından, Filistin direnişinin silahsızlandırılması ile ilgili tartışmalar yeniden gündeme geldi. Bu süreçte, özellikle ABD ve Siyonist rejim kaynaklı baskıların arttığı gözlemleniyor. Uzmanlar, bu baskıların Filistin meselesinin temelini oluşturan Siyonist işgal gerçeğini gizlemeyi amaçladığını belirtiyorlar.
El-Zeytune Araştırma Merkezi Müdürü Muhsin Salih, 17. El Cezire Konferansı’nda yaptığı açıklamada, Aksa Tufanı Operasyonu’nun Filistin direnişi açısından önemli kazanımlar sağladığını ifade etti. Salih, bu kazanımlar arasında Siyonist rejim kabinesindeki sarsıntılar, ağır kayıplar ve rejimin uluslararası alanda yalnızlaşmasını saydı. Ayrıca, bu direnişin tüm İslam dünyasına ilham verdiğini vurguladı.
Salih, direnişin silahsızlandırılması taleplerinin çarpıtma içerdiğini belirterek, “Filistin halkına saldıran taraf direniş değil, Siyonist rejimdir. Gazze’ye karşı başlatılan soykırım savaşı, 77 bin Filistinlinin hayatını kaybetmesine ve 330 binden fazla evin yıkılmasına neden oldu” dedi. Salih, silahsızlanma çağrılarının işgalci Siyonist rejimin silahsızlandırılması ile başlaması gerektiğini savundu.
Filistin Siyasi Araştırmalar ve Stratejik Çalışmalar Merkezi (Masarat) Direktörü Hani el-Masri, direnişi Filistin halkı için “meşru bir hak ve ulusal bir görev” olarak tanımladı. El-Masri, direniş biçimlerinin koşullara bağlı olarak değişebileceğini, mevcut Arap ve uluslararası ortamda halk direnişi ve boykot gibi yöntemlerin etkili olabileceğini belirtti. Ayrıca, Filistin anlatısının güçlenmesi ve küresel dayanışma hareketlerinin büyümesinin bu süreci desteklediğini ifade etti.
Salih, kamuoyu yoklamalarının silahlı direnişin Filistin’de en geniş toplumsal destek gören yöntem olduğunu gösterdiğini vurguladı. Filistin direnişinin yeniden yapılanma sürecine girdiğini belirten Salih, daha etkili bir aşamaya hazırlık yapıldığını söyledi.
ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze için önerdiği sözde “barış konseyi” planı da analistler tarafından eleştirildi. Bu planın, Gazze’ye uluslararası vesayet dayatmayı amaçladığı ve Filistin’in bağımsızlığına dair bir siyasi ufuk sunmadığı ifade edildi. El-Masri, bu planın Filistin davasını tasfiye etmeyi ve Gazze’yi Batı Şeria’dan koparmayı hedeflediğini belirtti.
Katar Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Profesörü Hasan el-Barari, Trump’ın planının çatışmayı çözmekten ziyade yönetmeyi amaçladığını, Filistin egemenliğine ya da bağımsız bir devletin kurulmasına hizmet etmeyeceğini vurguladı. Planın içeriği ve konseyin üyeleri hakkında belirsizlikler olduğunu belirten El-Barari, bu planın esas amacının zaman kazanmak olduğunu ifade etti.
Hani el-Masri, Filistin içindeki bölünmüşlüğün, Filistin davasının önündeki en büyük engellerden biri olduğunu belirtti. Dış aktörlerin bu bölünmeden faydalandığını ve Gazze için Filistinli olmayan temsilcilerin dayatılmaya çalışıldığını kaydetti. Salih ise Filistin Yönetimi’ni eleştirerek, gerçek bir ulusal ortaklığa kapılarını kapattığını ve Oslo İhanet Anlaşması’nı sürdürmeye çalıştığını ifade etti.
Salih, Trump’ın barış planına karşı kapsamlı bir Filistin ulusal programı oluşturulması gerektiğini vurgulayarak, Filistin Kurtuluş Örgütü’nün yeniden yapılandırılmasını istedi.
Analistler, Gazze’nin geleceğine dair birkaç senaryo üzerinde duruyor. Salih, Gazze savaşının fiilen sona ermediğini ve işgal devam ettikçe direnişin de süreceğini ifade etti. Olası senaryolar arasında Trump planının kısmi başarısı, Siyonist rejimin engellemeleri nedeniyle planın çökmesi ve işgalci rejimin yeni bir saldırı başlatması yer alıyor. El-Barari ise mevcut durumun sürmesinin en olası senaryo olduğunu ve uluslararası toplumun tutumunda bir değişiklik olmadığını belirtti.




