Türkistan Ağıdı 5: Geçmişin İzleri ve Geleceğin Umudu

Türkistan Ağıdı 5, geçmişin acı hatıralarını ve geleceğe bırakılan emanetleri ele alıyor.

Onur Emrullah Şavlığ kaleme aldı…

Bir Dua, Bir Emanet

Bir dağ gibi, bir dev gibi yeniden yükseleceğiz

Toprağımızdan yeni bir ruh doğacak

Dünya bizi yeniden heyecanla tanıyacak

Burma bıyığımızdan, kalpağımızdan

Bizim Türkümüz – Yavuz Bülent Bakiler

O halde biz de görevimizi bir kez daha yerine getirelim. Sizlerden de içten bir “Fatiha” isteyerek bu hüzünlü konuyu dua ile noktalayalım:

Ya Rabbi, karanlık gecelerde sessizce sana yönelen münevverlerimize rahmetinle muamele et! Mekanlarını yücel, hatıralarını daimi kıl! Onlara bunu reva görenleri de ebedi ateşinden bir an bile uzak tutma!

Evet dostlar… Sözler gönül odalarında yankılandı, derinleşti, uzadı. Ama ne demişler, aşk ağlatır, dert söyletir. Biz de bu dertle yandık, yakıldık. Kelama sarıldık ve söyledik. Peki, şimdi ne yapmalıyız? Bu faslı kapatırken sizlerden son bir bölüm eklemek için izin alalım. Bazı gerçeklerin altını çizerek zulmün doğasına dair yanlış anlamaları ortadan kaldıralım.

“Büyük Terör” adıyla anılan bu cinayet zincirinin, farklı coğrafyalardan seçilen birkaç değerli şahsiyeti ortadan kaldırmakla sınırlı olmadığını düşünmeyin. 00447 sayılı emirle yalnızca birkaç yüz ocak söndürülmüş, birkaç kör kuyu kapatılmıştır.

Bizzat Stalin’in emriyle başlatılan ve Sovyet Gizli Polisi NKVD’nin başındaki Yejov’un yönetiminde, 1936’dan 1938’e kadar süren bu karanlık dönem, Türkistan’ın dört bir yanında “Türk’üm!” diyen, Türkçe düşünen, Türkçe hatırlayan tek bir münevveri bile sağ bırakmamaya kararlıydı.

Türk topraklarında mehtaba çıkan yaklaşık kırk bin ajanın her beş günde bir rapor verip kimin yaşayıp kimin öleceğine dair kararları doğrudan “merkez”den aldığı bu dönem, tarihin gördüğü en soğukkanlı ve sistematik kitle cinayetlerinden birine tanıklık etmiştir. Bir buçuk milyondan fazla Türk, “Pantürkist”, “Panislamist” damgasıyla hedef alınmış; en fazla yarım saat süren göstermelik mahkemelerle yedi yüz binden fazlası kurşuna dizilmiş, hayatta kalanlar ise yıllarca açlık, dayak ve soğukla terbiye edilmeye çalışılmıştır. Bu yıllar, insanlık tarihinin yüzüne sürülen kara bir leke olarak kalmıştır. Bu leke, sadece toprağa düşen bedenlerin değil; susturulan dillerin, kırılan kalemlerin, yarım kalan duaların ve yetim kalan bir millet hafızasının da hatırasıdır.

Bu nedenle bu yazı, sadece geçmişte kalmış bir felaketin kaydı değildir. Aynı zamanda geleceğe bırakılmış ağır bir emanettir. Çukurlara atılan sadece bedenler değil, bir milletin dili, hafızası ve geleceği umududur. Eğer bu acı unutulursa, eğer bu zulüm hatırdan düşerse, katillerin kurşunla başaramadığını zaman ve gaflet tamamlayacaktır. Tarih bize şunu öğretmiştir: Hatırlamayan milletler, yeniden sınanmaya mahkûmdur.

Sözlerimizi burada sonlandırırken, SSCB’den bağımsızlığı cesurca kazanan Azerbaycan’ın ilk Cumhurbaşkanı büyük Türk Ebulfez Elçibey’e bırakıyoruz:

Ey, Türk evladı!

Son sözümüz sanadır: “Sen Türk olduğunu unutsan da, onlar bunu asla unutmayacaktır!”

Değerli dinleyiciler, sohbetin sonuna geldik.

Okuduk, öğrendik, zihnimizde kalanları dilimiz döndüğünce ifade ettik.

“Son sözümüz budur!” diyerek kelamı bağladık.

Söz buraya kadar geldiğine göre, biz de izin isteyelim.

Ve kelamı edeple sonlandıralım.

Bu kıssa da nihayet buldu.

Kıssadan hisse alacak olanlar için bir ders niteliğindedir.

Eğer kelamda sertlik olduysa,

Gönle ağırlık verdiysek,

Sürçülisan ettiysek affola.

Dinleyenin, okuyanın gönlü şad;

Anlayanın kalbi âbâd olsun!

Rüzgâr yoldaşınız,

Tarih şahidiniz,

Vicdan rehberiniz olsun!

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu